Sayfalar

19 Haziran 2010 Cumartesi

OK, UÇ, ON, AT ve OW, UW, OĞ TAMGALARI

Daha önce de söylediğimiz gibi, şimdi kullandığımız alfabe ve onun dayandığı LÂTİN alfabesinde harfler bir mânâ ifade etmez. Çoğu bir hece bile değildir. Ancak başka harflerle birleşerek heceleri, heceler de kelimeleri oluşturur. çoğu hece de bile anlam yoktur, anlamlar kelimelerle ortaya çıkar.

Halbuki PROTO-TÜRKÇE yazı sisteminde öyle değildir. PROTO-TÜRKÇE’de TAMGA sistemi vardır. ÇİZGİLER, NOKTALAR ile ifade edilir ve her biri kendi içinde tam ve yeterli bir anlam taşır.

Meselâ, yukarıdaki TAMGALAR’dan,

- OQ (OK) = yeryüzü kişisi, yeryüzünde varoluş,

- UÇ = bey, han, lider, bayrak

- ON = kozmos, kozmos kişisi,

- AT = ad, TANRI’ya atılma, egemen

anlamına gelirler. Dikkat edilirse, hepsinin SESLİ HARF’le başladığı görülür. TÜRKÇE’de bazı SESSİZ HARFLER’in kelime başına gelmemesi meselâ R), bazı yabancı kelimelerin SESSİZ HARF’le başladığı için (stasyon, spirit) TÜRKLER tarafından başına bir SESLİ HARF getirilerek okunması da (istasyon, ispirto, Rus-Urus, Recep-İrecep gibi), bu yüzdendir.

TEK başına iken bu anlamı taşıyan ve birer kelime olan bu TAMGALAR, eğer bir CÜMLE içinde iseler iki şekilde karşımıza çıkar. Birincisi, okunuşunu ve anlamını korur. İkincisi, başındaki SESLİ HARF düşer, kalan SESSİZ HARF’ten sonra başka SESLİ HARF gelir ve cümle içinde yerini öyle alır.

Bir daha tekrarlamak gerekirse, eski TÜRKÇE’de her işaret TAMGA’dır, aynı zamanda tek seferde söylenebilen bir HECE’dir, ve ayrı bir KAVRAM ifade eden bir KELİME’dir. Eski TÜRKÇE’nin aslı HECE-KELİMELER’den oluşurdu. Sonradan heceler kaynaşarak kelimeler oluşturmuştur.

Bugün ÇİNCE, JAPONCA, KORECE böyle bir YAZI’ya ve HECE-KELİMELER’den oluşan bir dile sahiptir. Ancak bunların en eskisi ÇİNCE bile, M.Ö. 1700’den önceye gitmez. Yani ÇİNCE’nin TÜRKÇE’yi etkilemiş olabileceği gibi bir sonuç çıkarmak yanlıştır. Olsa olsa TÜRKÇE, kendinden sonra gelen ÇİNCE’yi etkilemiştir. Nitekim şimdiki ÇİN ALFABESİ’nden 41 TÜRK TAMGASI vardır.

PROTO-TÜRKLER… (ki, bu ifadeyi TÜRK kelimesinin kavram olarak ortaya çımadığı dönemler için kullanıyoruz, çok eski tarihleri kastediyoruz) bilgi ve tecrübeleriyle, üstün vasıflarıyla halk arasında sivrilmiş kimselere ÖGÜL-UKUS derlerdi. ÖGÜL, “düşünme yeteneği, felsefe, haysiyet, sahip olma, majeste” anlamlarına gelir. UKUS ise, YAZI demektir!

Bu kişiler üstün gözlem ve sezgi kaabiliyeti ile etraflarındaki tabiatın, hayatın ve kâinatın sırlarını araştırmışlar, üzerinde kafa yormuşlar, sonra da tesbitlerini soyut kavramlar halinde “taşa urmuş”, kaydetmişlerdir..

Burada çok önemli bir husus vardır…. Şimdi lütfen önce yukarıdaki HAYVAN FİGÜRLERİ tablomuzu bir kaç dakika inceleyiniz…

Eminiz ki, yukardaki GEYİK resmi ile, aşağıdaki çeşitli hayvan figürleri arasındaki farkı görmüşsünüzdür.

GEYİK, BODENSEE’de, THAYGEN yakınlarındaki KESSLERLOVCH Mağarasında, bir MAMUT DİŞİ’ne çizilmiş resimdir… Aynen resmedilmiştir, bir fotoğraf kadar gerçeğe uygundur! Bir sanat eseridir, ama başka bir özelliği yoktur. Bir AVRUPA insanının ürünüdür.

Halbuki diğer üç figür, GEYİK resmi gibi değildir. Hayvan figürleri tabiattaki şekilleriyle değildirler, şematik bir hal almışlardır. Onlar ASYA İNSANI’nın ürünüdürler.

Daha önce belirttiğimiz gibi, ASYA’da kaya resimleri M.Ö. 30.000’lerde başlar… Bunların yazı elemenler içermeye başlaması M.Ö. 15.000’lerdedir… Ve yazıya geçiş ise M.Ö. 8000’in sonlarındadır. (G. Musabayev, A. Maxmutov, G. Aydarov; KAZAK EPİGRAFYASI, Almati, 1971)

ŞEKİL 1’de görülen figürler TAMGALI SAYI galerisindendir. Hayvanlar naturist değil, şematiktir. AT,İT, KEÇİ figürleri, bu hayvanları sembolize eder ama; boynuzları, bacakları, kuyrukları da ayrı anlamlar taşır. TAMGA anlayışı henüz başlamıştır.

ŞEKİL 2’de görülen figürler de TAMGALI SAYI’ndadır. Daha sonraki bir döneme aittir. Hayvan ve insan şekilleri tamamen şematize edilmiş, semboller haline gelmiştir. TAMGALAR bariz şekilde görülmektedir.

ŞEKİL 3, DOĞU ANADOLU’da SAT Dağında bulunan M.Ö.8000 yıllarına ait bir kaya resmidir. (E.Alok, ANADOLU KAYA ÜSTÜ RESİMLERİ, Akbank, İstanbul, 1988) Üstünde daha sonra açıklıyacağımız pek çok TAMGA bulunur ve bize uzun bir mesaj verir.

Bir başka örnek te, üzerindeki yazı karakterleri bariz olduğu için İLK YAZIT sayılan ULU KEM SÜLYEK YAZITI’dır. YENİSEY’in kollarından biri olan ULUĞ KEM’in geçtiği vadilerden biri olan SÜLYEK’te bulunmuştur.... M.Ö. 8000’e aittir. (Gravures Rup. V. Comanica, D. Riba, ed. Fr.Empire, Paris, 1984)

Bu resimleri, AVRUPALI insanın yaptığı resimle kıyaslayıp “basit, çocukça, ve sanat değeri olmayan” çiziktirmeler saymak, son derece yanlıştır!.. Aynı yanlış LEONARDO DA VİNÇİ, MİŞEL ANCELO, RAMBRANT, VAN GOGH gibilerinin resimlerini, heykellerini SANAT eseri sayıp, (ki, gerçekten öyledirler) ancak DOĞU ülkelerinin CAMİ, TAPINAK, HEYKEL, HALI, KİLİM, ELBİSE, ÇEVRE, MENDİL, YASTIK, YORGAN ve ÇORAPLAR’daki DESENLER’i, FİGÜRLER’i, ve de MİNYATÜRLER’i “sanat”tan saymamak şeklinde karşımıza çıkar!.. Sebep onlarda figürlerin içine gizlenmiş olan MÂNÂYI OKUYAMAMAK’tandır… Nitekim BATI bilhassa PİCASSO’nun devreye girmesi ile SOYUT resmi de SANAT saymaya başlamıştır.

Ama burada gene DOĞU, BATI’dan ileridir…. Çünkü DOĞU’da şekiller, figürler, desenler her kültür için ORTAK bir anlam taşır. Sadece YAPAN değil, OKUYAN da o figürün ne anlama geldiğini bilir. Halbuki BATI’da her sanatkârın SEMBOLİZM’i kendine aittir. Aynı millette dahi ORTAK bir KÜLTÜR oluşturmaz!

Bu yazıtları ve diğerlerini ilerde teker teker ele alacağız... Bu sayfada amacımız yukarıda verdiğimiz TAMGALAR’ı biraz daha açıklamak ve onların yakın-uzak örneklerini göstermektir. Ancak bu açıklamaları yapmadan konuya giremezdik.

TAMGALAR, nasıl ortaya çıkmıştır?… Birinci sebep daha üstün bir düşünce seviyesine, bir hayat ve kâinat felsefesine ulaşılmasıdır. İkincisi ise, kayalara bu felsefeyi uzun uzun “taşa urmak”, yani kayalara kazıyarak sonraki nesillere ulaştırmaya çalışmanın zorluğudur. Meselâ GÜNEŞ’i anlatabilmek için bir DAİRE çizip etrafına bir sürü IŞIN ÇİZGİSİ koymak yerine; bir YUVARLAK, içine de bir NOKTA koyarak aynı mânâ verilmiş, ortaya OĞ tamgası çıkmıştır!

ORTA ASYA İNSANI, yani TÜRKLER’in atasının dünyanın dört bir yanına yaydığı OĞ TAMGALARI’nı görmek gerçekten heyecan vericidir.

Şimdi bu TAMGALAR’ı, taşıdıkları mânâyı, ve AVRASYA başta olmak üzere dünyada rastlanan örneklerini verelim.

OK TAMGASI:
OK; “yeryüzü kişisi, TANRI’dan gelip yeryüzünde varolma, mevcudiyet” anlamlarına gelir. PROTO-TÜRKLER’den bir kısmı kendilerine OK adını verir. Yazıyı bulanlar onlardır. Bugün kullandığımız OKUMAK fiili onlardan gelir. Aslında “OKLAR’ın yazdığını anlamak” demektir.

OK tamgasının içeriğinde

GÖK’teki TANRI’dan gelip YERYÜZÜ’nde varolma,
YERYÜZÜ’nde ölerek UÇARAK, GÖK’teki TANRI’ya dönme
mânâları da gizlidir. Ve bu geliş-gidiş ATEŞ KÜLTÜ ile bağlantılıdır. OZ’laşarak YERYÜZÜ’ne inme, kişi olma, OK olma; sonra en üst noktada OK’un BUĞ (BEY) görevini üstlenerek, halkına, etrafına iyi hizmetler yapması, bunun karşılığında yakılarak tekrar OZ’laşması ve Uç’arak tekrar KOZMOS’a, GÖKYÜZÜ’ne dönüş… Hepsi OK kelimesinde gizli anlamlardır.

YAKILMAK; TANRI’ya AT’ılmak, fırl’AT’ılmak demektir. Bu da OK tamgaları arasında en çok kullanılanlardan olan HAÇ (+) işaretinin, AT tamgasının bir çeşidi olduğunu düşündürmektedir.

Görüldüğü gibi HAÇ, Hıristiyanlıkla birlikte ortaya çıkmış bir sembol değil; çok daha eski KUTSAL bir işarettir. Belki de “TANRI’ya UÇ’arak erişme”yi sembolize eden KUŞ figürünün “birbirini kesen iki çizgi” TAMGA’laşmasından ortaya çıkmıştır.

DOĞU ANADOLU’da, ISUB-ÖG olan ESKİ TÜRK ALFABESİ’nde mevcut, yukarıdaki ETRÜSK YAZISI resminde görülen UÇLARI HİLAL OLAN HAÇ şeklindeki OK tamgası, PROTO-MISIR’a dahi ulaşmıştır.

HALI VE KİLİMLERDE OK TAMGASI

OK UÇU, “OK bayrağı” demek olup, kelime ETRÜSKLER vasıtasıyla LATİNCE’ye CROCE(KROÇE-İngilizcesi CROSS) olarak girmiştir. Hıristiyanlar için de KUTSAL bir işaret olmuştur.

OK AÇ, “OK sembolü” demek olup bizde de KHAÇ-HAÇ kelimesini oluşturmuştur.

HAÇ şeklindeki OK damgası, Hıristiyanlıkla hiç bir ilişkisi olmayan DÜNDARLI, ÇAVDARLI, KARAHACILI, KARAKOYUNLU, YEŞİLYURT, KINIK, HAYTA gibi YÜRÜK aşiretlerinde ARMA olarak kullanılmaktadır.

ON TAMGASI :

ON, “KOZMOS, kozmos kişisi” demektir. Ya KUBBE şeklinde, ya da ON nokta, 10 benek, 10 tüy, veya 10 aynı cinsten figürle gösterilir.... Yukarıdaki resimde çeşitli ON TAMGALARI görülmektedir... birinci figür TAMGALI SAYI kaya resmindeki BUĞ’un kafasının içinde ON NOKTA bu sembolü vermektedir... İkinci figür SAT DAĞI’ndaki kaya resmidir, kral damgasında ON BENEK ile aynı sembolü gösterir... Üçühcü figür KIRGİZİSTAN ISSIKKÖL’de bir mezardan çıkan yüzüğün üzerindeki resimdir, ON TÜY ile aynı mânâyı verir. Amerikan kızılderililerinde, MAYALAR ve AZTEKLER'de de aynı sembole rastlanır.

Ayrıca İTALYAN ALPLERİ’nde NAQUANE bölgesinde HAYAL ÇEKEN ON KİŞİ figürü de aynı kavrama işaret eder. (Grav. Rup. Val Comanica, D. Riba, Fr. Emp. Paris, 1984)

ANADOLU’da bulunan HİTİT kurslarının üzerindeki ON GEYİK, ON FİGÜR de ON tamgasına işarettir.

GREK mitolojisinde geçen DAKTİLLER (Dactyiles) demircidirler. Nereden geldikleri konusunda çeşitli rivayet vardır. FRİGYA’daki İDA DAĞI’ndan (yani bizim EDREMİT’teki KAZ DAĞI), veyaGİRİT’teki İDA DAĞI’ndan geldikleri öne sürülür. Bunlar ON KİŞİ’dirler… DAKTİL parmak demek olduğuna, ve iki elde ON parmak olduğuna göre, DAKTİLLER bu açıdan ON KİŞİ, yani ON’lar anlamına gelir. ON TÜRKLERİ’ne işarettir.

Ama esas kanıt, DEMİRCİ kelimesinin eski GREKÇE’ye DEMİOERCOİ diye geçmiş olmasıdır!.. Kimse TÜRKÇE’den geldiğini bilmez.

GREKLER’e bağlanmak istenen FRİG adının aslı PROTO-TÜRKÇE’de UB-URUK’tur. Bu kelime bugün OBRUK olarak kullanılır, ve ANADOLU’da FRİGLER’in yaşadığı merkez yaylanın adıdır. MİDAS YAZITI’ndan öğrendiğimize göre, zaten ANADOLU’nun bir adı da FRİGYA’dır! FRİGLER ve DAKTİLLER de TÜRK’tür!

ON kelimesi, aynı zamanda bir kısım PROTO-TÜRKLER’in kendileri için kullandığı addır. Tıpkı bizim şimdi kendimize ÂDEMOĞLU dediğimiz gibi, onlar da kendilerine ON = KOZMOS KİŞİSİ derlerdi. Diğer bir kıım PROTO-TÜRKLER de OK = YERYÜZÜ KİŞİSİ adını almışlardı. Ama kullandıkları semboller hep aynı idi. ORTA ASYA’da kurulan TÜRK devletinin adı ON-OYUL, daha sonra İSVİÇRE merkez olmak üzere AVRUPA’da kurulan devletin adı da ON-OYUNG idi.

ON kelimesi, zamanımıza anlamını kaybederek, sadece ON sayısını ifade etmek suretiyle yansımıştır. Ancak ANADOLU’da ON tamgaları halılarda, kilimlerde, çeşitli eşya ve süslerde varlığını devam ettirir.

ÇEŞİTLİ AT TAMGALARI:

AT kelimesi, “ad, nam, atılma, bilinen, egemen” demek olduğu gibi, binek hayvanı AT’ı da kasteder.Yukarıdaki HALI VE KİLİM resimlerinde altta görülen şekiller, AT tamgalarıdır. < AT üzerindeki kişi yayalardan yüksekte, ve imkân bakımından ondan üstündür. Bu haliyle “bilinen, tanınan”dır, AD’ı vardır. Yüksekten bakar, “egemen”dir. AT’ılma yoluyla en yükseğe, TANRI’ya ulaşabilir. Bütün bu kavramlar, AT tamgasının çeşitli anlamlar kazanmasına, sonradan UÇ, UB ED ve BUĞ tamgalarının doğmasına yol açmıştır. ”TANRI katına AT’ılma” kavramı zamanımızda dahi KUZEY ASYA şamanlarında yaşar. Şaman davuluna AT’a biner gibi oturur, kendinden geçerek çalar, bu suretle TANRI’ya ulaşır. ETRÜSKLER’in KANATLI AT sembölü elbette ki PELASKLAR’da da vardı ve GREK mitolojisine de yansımıştır. KANATLI AT’ı SELÇUKLULAR’da da görürüz. AT tamgası sonraları ATEŞ ve OT (od-ateş) kelimelerinin oluşmasını sağlamıştır. AT + US … AT-US… ATAS…ATAŞ…ATEŞ AT*AS … ATAS… ATAŞ…ATEŞ OG*AT… OT …. OD… (ODUN kelimesi de ATEŞ üreten, ateşte yakılan anlamına gelir) BAŞKA HALILARDA AT TAMGALARI : ÇEŞİTLİ UÇ TAMGALARI: UÇ kelimesinin “bey, han, lider, bayrak” anlamlarına geldiği belirtmiştik. ATEŞ KÜLTÜ’nden doğmuşlardır. Kişi OZ’laşarak, yani şekil değiştirerek (MÂNÂ’dan MADDE^ye geçerek) YERYÜZÜ’ne İner, sonra yine şekil değiştirerek (MADDE’den MÂNÂ’ya geçerek) GÖKYÜZÜ’ne AT’ılarak , TANRI’ya döner…. Bu sebeple UÇ TAMGALARI’nın çoğu AT tamgalarının çeşitlemeleri arasında bulunur. Bu sayfadaki ilk figür hem KANAT AÇMIŞ UÇAN KUŞ, burca dikilmiş BAYRAK sembolüdür. Beşinci figür hem KANAT AÇMIŞ UÇAN KUŞ’tur, hem de cümle içinde OK anlamına gelebilir. Resmin en sonundaki ÜÇ NOKTA ise, hem UÇ tamgasını gösterir, hem de kelimenin nasıl ÜÇ SAYISI’na dönüştüğünü açıklar. Yukarıdaki resimde ilk şekil, “KANAT AÇMIŞ KUŞ şeklindeki HAÇ’tır. Adamın başının içindeki ON NOKTA dikkatinizi çekmiştir. UW, OW ve OĞ TAMGALARI : UW , OW veya OĞ, “şeref, kutsal kişi, mensup olma” anlamlarına gelir. PROTO-TÜRKLER’in ilk tamgalarındandır. Daha sonra OĞ şeklinde seslendirilmiş, şekil ve anlam sayısı çoğalmıştır. Kaynağı TEK TANRI inancı ve BOĞA KÜLTÜ’dür. Yukarıdaki OĞ TAMGALARI resminde üstteki ilk iki şekil, VAN’da, BAŞET DAĞI’ndaki KIZLARIN MAĞARASI’nda DUVAR RESİMLERİ’dir!.. Havaya kalkmış kollar, hem BOĞA’nın BOYNUZLARI’nı, hem de TANRI beldesine yönelmeyi göstermektedir. Bu sayfadaki bilgiler KÂZIM MİRŞAN'ın kitaplarından, resimler de HALUK TARCAN'ın ÖN TÜRKLER kitabından alınmıştır... Biz sadece derleyip sunmaya çalıştık.