Sayfalar

17 Aralık 2009 Perşembe

Flamenko Dansı ve Tarihsel Gelişimi



Flamenko Sözlüğü 1 2 3 4 5 6 >

Flamenko kendine has bir Güney İspanya sanatıdır. Üç şekilde hayat bulur : şarkı "Cante"; dans "Baile"; ve gitar "Guitarra".

Flamenko, Güney İspanya'nın kendi folklorik müziği ile çingenelerin aynı kültürden yaratmış oldukları müziğin kaynaşmasıyla ortaya çıkmıştır. Populer halk müziği, çingene müziğinin gelişimini etkilemiştir ancak o günlerde bu müzikle bağdaşmamıştır. Günümüzde ise bu iki müziğin birleşmesiyle Flamenko ortaya çıkmıştır.

Eski Zamanlarda Flamenko

Milattan önce 1100'de, Fenikeliler "Cadir" diye adlandırdıkları Kadiz şehrini kurdular. İspanya'nın Atlantik kıyılarındaki bir yarımada üzerinde kurulan Kadiz, Avrupa'nın sürekli yerleşim alanı olan en eski şehri ve İspanyol müzik ve dansının gelişimi açısından önemli bir merkezdi. Çünkü günümüz İspanyasın'da halen canlandırılan danslara benzer danslar ilk kez Fenikeliler tarafından burada sergilenmişti.


İspanya haritası

Milattan önce 550'de, Yunanlılar Güney İspanya'yı kontrolleri altına aldılar. Bu sebebledir ki; Yunan sanat eserlerinin üzerinde bugün İspanyol dansçılarının yaptığığı gibi kastana tarzı enstürmanlar kullanan veya dansa eşlik etmek için el çırpan yada bu tip benzer el ve vücut pozisyonları olan dansçılar sergilenir. Bugün İspanya'daki birçok folklorik dansın izi Yunanlılara kadar sürülebilir.

İspanya milattan önce 201'den milattan sonra 206'ya kadar Roma İmparatorluğunun bir parçasıydı. İspanya'nın güney kısımlarının Batika olarak tanınmasına rağmen; Kadiz o zamanlar "Gades" olarak anılıyordu ve halkına günümüzde de olduğu üzere "Gaditanos" deniliyordu.



Milattan sonra 537'de Vizigotlar İspanya'nın çoğu bölgesinde otoritelerini yitirdiler ve bir Gotik kralının yönetimi altındayken Hıristiyanlık İspanya'nın dini haline geldi. Vizigotların bölgeye olan kültürel katkılarıysa çok azdı.

711 senesinde, Mağribiler (Faslılar) olarak bilinen Araplar, Suriyeliler ve Berberiler Cebelitarık boğazından İspanya'yı işgal ettiler ve yedi sene boyunca kuzey hariç her yere hükmettiler. Yaklaşık yediyüz yıllık bir hakimiyet süresince başta güney kesimler olmak üzere Arap kültürü İspanya'yı çok büyük boyutlarda etkiledi ve burayı Batı dünyasının kültürel merkezi haline getirdi. Müslümanlar bu ülkeye şiir, şarkı ve müzikal enstürmanları getirdiler. Bunların içinde flütlerin, davulların yanısıra git gide tel sayısını yitirerek onüçüncü yüzyılda "guitarra latina" denilen iki telli enstürmanın daha sonradan tek telli bir saza dönüşmesine esin kaynağı yaratan üç telli uda benzer "guitarra morisca" da vardı.

Araplar İspanyol müziğine duygusallık ve duyarlılık kazandırdılar. Fevri insanlar olan Araplar başlarında fanuslar kırar, elbiselerini parçalar yada yerde yuvarlanırlardı. İspanyol müziği ve Flamenkoda önem kazanan çoğu şarkının zambra, zorongo, zarabanda ve fandango gibi Arapça isimleri vardır. Aslında "zamras" terimi o zamanki müzisyenlere yada bunların çaldıkları toplantılara verilen isimdir; günümüzde halen Kanada'daki çingeneler festivallerine "zambras" demektedirler. Bu döneme ait yazılı Arap müziğine örnekler bulunmamakla beraber bu müziğin bugün halen Kuzey Afrika yada Ortadoğu'da var olan müziği çağrıştırdığı bilinmektedir ve modern flamenko bu müzikle belirli öğeleri paylaşır.


Flamenko

10 Aralık 2009 Perşembe

'Atatürk büyük bir devrimciydi'

22 Kasım 2009

Atatürk



Cumhuriyet gazetesindeki bir makalede konu edilmiş olan İtalyan tarihçi Fabio Grassi tarafından yazılan “Atatürk” kitabı hakkındaki güzel yazıyı aktarıyorum.


İtalyan tarihçi Fabio L. Grassi tarafından yazılan kapsamlı “Atatürk” biyografisi, geçen yıl İtalyancada yayımlandığında ülkesinde büyük ses getirmişti.

Şu sıralar Yıldız Teknik Üniversitesi’nde ders veren Grassi’yle kitabı ve Atatürk üzerine konuştuk.

- Sayın Grassi, bir Atatürk biyografisi yazma ihtiyacı nereden doğdu, anlatır mısınız?

- Türk-İtalyan ilişkileri birçok alanda hızla gelişirken İtalyan tarihçiler, gözlemciler, düşünürler çağdaş Türkiye’ye yeterince yoğunlaşmadı. Yaklaşık 20 yıl önce Cumhuriyet tarihi hakkında profesyonel olarak çalışmaya başladığımda epey yalnızdım.

- İtalyanca baskıya önsöz yazan Prof. Stefano Trinchese, büyük bir ihtiyaç olduğundan söz ediyor. İtalya tarihinde bugüne kadar bu denli kapsamlı bir Atatürk araştırması yapılmamış mıydı?

- Ne bir İtalyan tarihçisi bir Atatürk biyografisini yazmış, ne de Andrew Mango’nunki gibi yabancı tarihçilerin eserleri çevrilmişti. Yani, büyük bir boşluk vardı.

- Bu kitabı diğer Atatürk biyografilerinden ayıran en temel öğeler neler?

- Karşılaştırmalı bir perspektifi seçip Atatürk’ün yaşam ve eserinin genel anlamını, “kıssadan hisseyi” çıkarmaya çalıştım. Kaldı ki Atatürk’ün psikolojisini ve onun hayatının Türkiye’nin gerçeğini simgeleyen yönleri üzerinde durdum.

- İtalya’da yayımlandığında nasıl karşılandı çalışmanız?

- Biraz önce sözünü ettiğim boşluk duyarlı bilim adamları tarafından hissediliyordu. Bu nedenle kitabım sevinçle karşılandı. Okumuş olanlar da olumlu yorumladılar. Ciddi, tarafsız ve zevkle okunur bir kitap olduğu kabul edildi. Bazı okurların “Şimdi Türkiye’yi daha fazla seviyoruz!” demiş olduklarını öğrendim. Yani, “düşünsel öğeler” aşılamışım...

- Peki, Türkiye’de yaşıyor olmanız bu kitabı yazmanızda etkili oldu mu?

- Kuşkusuz oldu. Türkçe bilmeyenlerden de, Türkiye’de yaşamayanlardan da çok ilginç ve yararlı düşünce katkıları gelebilir, geliyor da… Bununla birlikte Türkiye’de günlük hayatı sürdürmek, örneğin internette şu sıra neyin gezdiğine tanık olmak, kuşbakışı analizlerin yakalayamadığı unsurları, derin gerçekleri anlamayı kolaylaştırıyor. Bir örnek: Fikrimce “Plevne Marşı”nı bilmeyen daha sonra olup bitenleri tamamen anlayamaz...

- Son dönemdeki Atatürk karalamaları, yaratılan Atatürk karşıtlığı karşısındaki fikrinizi merak ediyorum…

- Son dönemde değil, Cumhuriyet’in ilk gününden, hatta saltanatın kaldırılmasından beri Atatürk’ün eserini karalayan çevreler var. Bu çok normal. Fransız Devrimi karşıtlarına göre Fransız Devrimi şeytan işiydi. Tarihte, bütün büyük devrimler sert tepkilere neden oluyor. Daha ilginci, Türkiye’nin Batı, Avrupa kimliğini benimseyen çevrenin içindeki tartışmadır. Bazıları her tür eleştiriyi, hatta Atatürk’ün “zaafları”nın anlatımını otomatik olarak karalama, hakaret olarak görüyor. Hal böyle olursa ciddi bilimsel araştırma ve analiz yapılamaz. Bazı liberallerse, Atatürk’ün yaşadığı dönemin koşullarını yeterince değerlendirmeyerek Atatürk’e, kanımca genellikle anakronistik eleştiriler yöneltiyor. Bu da yanlış! Zamanla Atatürk, başka ulusların esaslı, kurucu figürleri gibi, hem ortak ulusal gurur kaynağı, hem de dengeli, tarihsel, sosyolojik vs. konusu olacaktır. Kitabımı bu dilekle sonuçlandırdım.

- Dün 10 Kasım’dı. Ulu önderin aramızdan ayrılışının 71. yılı. Neler söylemek istersiniz son olarak?

- Atatürk büyük bir devrimci ve devlet adamıydı. Türk ulusu haklı olarak ona karşı minnet ve borçluluk hissediyor. Dilerim ulu önderin anısı hiçbir zaman zayıflatılmasın. Aynı zamanda tarihsel perspektif kazansın ve Türkiye’nin demokratik gelişmesinin olumlu etkeni olsun. Onun ilkelerine daima ihtiyacımız var.
Kasım 2009
Erdem Öztop