Sayfalar

12 Aralık 2010 Pazar

DAVOS DOLMASINI YUTMADIK

RTE Davos'ta
"Mümin aynı konuda iki defa aldanmaz" 40 defa aldananlara selam olsun…
 Hayır Tayyip Bey; iki şekerli, Davos kahramanlık "uyu yavrum ninni" müzikli sütünden ben almayayım. Bir defa aldanmıştım. Siz şiir okuyup içeri girdiniz zannıyla, hukuk ve demokrasi adına çok üzülmüştüm. Sonra Refah içinden siz ılımlı İslamcıların nasıl çıkarılıp bizlere "küresel güçlerce -onlar Yahudi aileler-" servis edildiğinizi Türk insanının "mağdur olanların yanında yer alma karakter yapısının" nasıl kullanıldığını yaşayarak öğrendik. Bir şiir ve akın akın insanların ziyaret ettiği bir hapishanede Başbakanlığa hazırlanan RTE

 Belediye başkanı olmadan gecekonduda oturan, şiirden tutuklu, şimdi ise dünyanın en zengin başkanları arasında 8. Sıraya yükselen "mağdur" bir Başbakan(!)... Artık mağdur olamıyorsunuz madem, o zaman kahraman olun(!).. Üstelik mağduriyet iç politika için gerekli, oysa BOP projesinin yürüyebilmesi için mağduriyet değil, mıymıntı Arap dünyasına bir kahraman lazımdı... Onlar nasıl olsa yer. Bağımsızlık kahramanı Lawrence olan Arap dünyası yemeyip de biz mi yiyelim?

 Sayın Başbakan, keşke size inanabilsek ama siciliniz öyle bozuk ki…
1-Başbakanlığını yaptığınız ordu mensuplarının başına ABD çuval geçirdiğinde siz nerede idiniz? Nota verecek misiniz diye soranlara "müzik notası mı" diye cevap vermiştiniz. O zaman siz Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı değil miydiniz? Davos'ta ki moderatöre tepkiniz "notasız" müzik miydi?
 2-Gene Irak'da derdest edilen MİT mensupları için de sesiniz çıkmamıştı…
3-Irak Türkmenleri ve Irak'da kadın-çocuk demeden 1.5 milyon insan öldürüldü. O zaman "Merih" de miydiniz? Sahi, siz o zaman "sağ-salim ülkelerine dönsünler" diye ABD askerlerine dua ediyordunuz. Guantenemo ve insanlık dışı muamele gören Guentenemo tutuklularının bulunduğu uçaklar Türkiye'ye de inmişti. Siz o zaman da ortada yoktunuz.
4-"PKK'yı besleyen Habur sınır kapısını kapatıp Türkmen kardeşlerimize ulaşabileceğimiz Ovacık sınır kapısı açılsın" talepleri ABD'den izin alınamadığı için yerine getirilememişti. O zaman da sizi ortalarda görememiştik. Herhalde o zaman uzayda seyahatte idiniz(!)..
 5-Her Allah'ın günü Barzani ve Talabani'nin tehdit ve hakaretlerinde de o yiğitliğinizi göremedik. Talabani "Türkiye'ye bir Kürt kedisi bile vermem" dediğinde nerede idiniz? Boğaz enfeksiyonu mu geçiriyordunuz?
 6-Askerin ve halkın sınır ötesi hareket talebi zorlaması karşısında kırk dereden kırk su getirip, meclisten zorunlu sınır ötesi harekat izni çıktıktan sonra "bir de ABD'ye gidelim" diyen sizin için Türk Milleti'nin bölünmez bütünlüğü Filistin'den daha mı önemsizdi? O nedenle mi Uluslar arası haklardan doğan müdahale hakkımızı kullanma yiğitliğini gösteremediniz? "Sahi, Filistin deyince ayağa kalkan tabanınız, Türk askerleri kahpe PKK kurşunları ile vurulurken neden hiç gösteri yapmazlar?"
 7-Hükümet ettiğiniz dönemde sözde Ermeni Soykırımı'nı nerede ise Mançurya bile kabul edecek hale geldi. Gelmek ile kalmadı, "soykırım yalandır" demek suç haline getirildi. Sizi o zaman da ortalarda göremedik.
 8-Diyarbakır Belediye Başkanı PKK liderliğine oynuyor, hükümetinizin görevden alacak kadar yüreği mi yok, yoksa sizin için bir sakıncası yok mu?
 9-Meclise taşıdığınız PKK'nın sivil uzantıları şimdi Türk Milleti'ni "çocuk katili" olmakla suçluyor, sizin gıkınız çıkmıyor. PKK'nın sivil uzantısı olan bu provakatörlerin dokunulmazlıklarını kaldıracak yüreğiniz var mı, yoksa dokunulmazlığın ucu size değince milletin çıkarları teferruat mı?
10-İsrail askerleri Irak'da PKK'yı eğitirken siz nerede idiniz?
11-Peygamberimize yapılan hakaretlerde de siz yoktunuz. Evet Sayın Başbakan, bunlar daha sayabildiklerim. Sizin siciliniz bozuk, şimdi size nasıl inanalım?
Türkiye İsrail'i tanıyan 2. devlettir! Türkiye istihbarat konularında CİA ve MOSSAD ile içli-dışlıdır. İsrail ile Türkiye arasında savunma anlaşmaları vardır. Yetmedi… Sizin hükümetinizin çıkardığı GDO'lu tohum yasası ile Türk çiftçisi Yahudi şirketlerine mahkum edildi. GAP'dan satılan toprakların kanuni sınırlarını çoktan aştıklarını İsrailli firmalar kendileri söyledi. ABD'yi yöneten sermaye Yahudi ailelerine aittir. ABD Federal Hazine Bankası "ABD'nin Merkez Bankası yoktur" Yahudi ailelerine aittir. Dünyada ki parayı kontrol eden gene aynı ailelerdir. Dünya bankası ve IMF ellerindedir. Bu durumu bilen ve zamanında iktidar olabilmek için ABD derin devleti olan Yahudi kuruluşları ile anlaşmış olan siz Davos kahramanı olabilir misiniz? Bu eşyanın tabiatına aykırıdır! Danışmanının "deliğe süpürmeyin, kullanın" teklifini koltuk uğruna duymamazlığa gelen ve sadece kendini değil, temsil ettiği ülkenin de onurunu ayaklar altına aldıran bir Başbakan'a neden inanalım? Yanılmak istiyorum Sayın Başbakan! Sizin şekerlendirilmiş Davos imajınıza inanmak istiyorum ama olmuyor. BOP'nin eş başkanıyım diyen bir insanın yeni imajına inanmak çok zor.
BOP kapsamında Diyarbakır niçin yıldız olacaktı Sayın Başbakan? Umarım BOP için Ortadoğu'ya sürülen bir Truva atı değilsinizdir. Umarım "yeni kahraman" olarak Ortadoğu ülkelerinde BOP uygulamasının kolaylaştırıcı unsuru olmazsınız. Umarım Gazze için yola çıkıp, bütün Ortadoğu ülkelerinin Gazze olmasının yolunu açmazsınız. BOP 22 ülkenin bölünme planıdır ve siz bu planda Eş Başkan olmakla övünen bir insansınız. Davos "öfke hitabet sanatınız" gerçek mi yoksa küresel güçlerce oynanan bir kurgu mu, bunu zaman gösterecek ama; "Hıyarın güzel diyene bir avuç tuzla koşanlar" çoktan methiyelerini yazdılar bile.
Mahiye Morgül ilginç bir noktayı yakalamış, bakınız ne yazıyor:" Başbakan Erdoğan, Davos'un kapanış toplantısına kalmayıp o gece o anda İstanbul'a dönmeye karar verdi ve az sonra TRT 2 Atatürk havalimanından canlı yayına geçti. Saat 24.00 de Atatürk Havalimanı'na ilkin ortaokul çocukları (belli ki yurt öğrencileri) ellerinde Filistin ve Türk bayraklarıyla görünmeye başladı. Kalabalık büyüdükçe yaş grubu da büyüdü, bayraklar o anda dağıtılıyordu. Biraz sonra özel basılmış pankartlar görünmeye başladı. Üç tane söz vardı, bütün pankartlarda aynısı yazıyordu. Sanki daha önce hepsi bir elden hazırlanmış gibi. "Hoş Geldin DÜNYA LİDERİ" (Büyütülmüş harflerine dikkat ediniz)"Dünya başbakan görsün", "Davos Fatihi" Bugün saat 14.00 de metro açılışını yapacağını duyurdu orada. Demek ki Davos'tan önce bunu biliyordu başbakan. Davos'tan bir gün önce ayrılmış olmasaydı bu açılışa nasıl katılacaktı, çok tuhaf! Gecenin 24.00'de, başbakanın Davos'u terk edeceğini önceden biliyorlarmış gibi hazır bekleyen, TRT muhabirleri tüm dünyadan canlı yayına alındı. TRT 2'nin canlı yayın konukları da nasıl olmuşsa gecenin o saatinde telefonla bağlanmamış, stüdyoda hazır bekliyorlardı. M. Morgül  " Davos Fatihi mi(!)? Kusura bakmayın, ben almayayım. "Mümin aynı konuda bir defa aldanır"!  
ALINTI

3 Aralık 2010 Cuma

İbret alınacak bir "Ergenekon" savunması daha!


İkinci Ergenekon davasında tutuklu yargılanan Teğmen Mehmet Ali Çelebi, dünkü 74. duruşmada, izleyenlere derinden etkileyen bir konuşma daha yaptı.
Çelebi, “Atatürk'ün iradesini, şehit ruhlarının dileklerini ve Türk milletinin vicdanını kendi sesimde toplayarak bütün dünyaya haykırıyorum:
Ben ıslah olmadım” dedi. İşte Mehmet Ali Çelebi'nin duruşmada yaptığı konuşmanın tam metni...


Sayın başkan, saygıdeğer heyet,

Mustafa Kemal’den, onun devrimlerinden millet olarak şahsi çıkarlarımız adına ödün vere vere Hasdal, Silivri zindanlarına çekildik.
Bizi ihanete uğrayan Atatürk devrimleri buralara attı. Hakikatin ağırlığını yüklenemeyen geçim kapısı vatanseverliği de burada tutuyor.
İki sene evvel TSK’nin namuslu ellerinden, birliğimden terörist olma şüphesiyle alındım.
Kuvvetli suç şüphemi oluşturan delil klasörü incelendiğinde Kemalizmin terörist ideoloji ilan edildiğini göreceksiniz.
Bilinmelidir ki Atatürk Devrimlerinin nasibi terör iddianamelerine oyuncak olmak değildir.
Bunlar Mustafa Kemal’i anlayacak kıratta olmayan hastalıklı kafaların, sefil ruhların ürünüdür.
Kurduğu devlette onun sağladığı nimetlerden yararlananlar onu yargılamaya çalışıyor!
Bina mimarı, resim ressamı yargılayabilir mi? Şaşırmıyorum, çünkü diğer suç unsurum Nutuk’tan bu mikroplara karşı bağışıklıyım:

“Gelecek kuşakların Türkiye’de Cumhuriyet’in ilan edildiği gün,
ona insafsızca saldıranların başında cumhuriyetçiyim diyenlerin yer aldığını görerek asla şaşıracaklarını sanmayınız.
Aksine Türkiye’nin aydın ve cumhuriyetçi çocukları,
böyle cumhuriyetçi geçinmiş olanların gerçek düşüncelerini tahlil ve tespitte hiç de karamsarlığa düşmeyeceklerdir.”

Mustafa Kemal’e ait düşüncelerle suçlanıyorum. Ne güzel benim suçum. Ne güzel benim davam.
Zulmün hançerlerini üzerime çekecek kadar ona bağlı isem ne mutlu bana!
Dilerim kuvvetli şüphem katlanarak artar. O zaman hayatım daha da anlam kazanacaktır.

Kürsüye ulaşabilmem 2 senemi çaldı. Yüreğimdeki yurt sevgisi, askerlik gurur ve şerefimle bir de 26 yaşımla oraya yürüyecek ve savunma vereceğim.
Kanun gücüyle askere diz çöktürmeye çalışanlara,
Bu devlet, bu millet için peşinen ölüm tercihi yapmış Türk subayını iki senede iki büklüm yapabileceğini zanneden sığ zihniyetlilere,
Tarihin şanlı sayfalarına layık Mustafa Kemal adını terör sayfalarında lekelemek isteyenlere söyleyeceklerim var!

Bu toplantıya başkanlık eden, gözleri altında olduğumuz Ebedi Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün iradesini,
titremeksizin bedenlerinden vazgeçen ve şimdi kabirlerinden başlarını kaldırarak bizleri izleyen şehit ruhlarının dileklerini,
Türk milletinin vicdanını kendi sesimde toplayarak bütün dünyaya haykırıyorum: BEN ISLAH OLMADIM!
Hiçbir güç benim vatana olan sevgim ve onun azametini ıslah edemez.
Beni hıyanetin dostu, karanlığın yoldaşı olmama suçundan ıslah edemezsiniz! Utanmayanların yüzkarası olmaya devam edeceğim.
Uçurumlar arasından, ölüm yollarından, topların tüfeklerin namlusundan geçerek zihnimize, yüreğimize intikal eden Cumhuriyetin,
Mustafa Kemal devrimlerinin en kıskanç neferlerinden olma suçundan ıslah edemezsiniz!

Ne sandılar Türk subayını? Ben insanlık tarihi boyunca evladı olduğu Türk milletinin boynuna esaret zinciri geçirtmeyen Türk Ordusu’nun subayıyım.
Bunları suç kabul edenlerin müebbet okları karşısında ürküp çekilmiyorum.
Esaret zincirini gururla bedenime sarıyorum. Görevimi şevk ve ümitle yüklenip onları istekle karşıma alıyorum
İnancım odur ki Mustafa Kemal düşüncesinin takipçisi olmak, Türk milletinin ortak suçudur,
hiç değilse namuslu kalan omurgasız olmayanların ortak suçudur bu.
Türk milletinin her bireyi potansiyel suçludur.
Suç sayılan eyleme katılmam tam bir inanç ve bilinçledir. Bu uğurda taşıyacağım prangalardan, mahkûm edileceğim en ağır cezalardan şeref duyarım.
Ama zindandan çıkacağımız gün bizi yeniden mahkûm etmeniz gerekecektir. Çünkü biz o gün de bugün olduğumuz kadar suçlu olacağız.

Savunma verdiğimde birtakım ülser kuyusu, ısmarlama basının pis nefesinde lekelenmiş önyargılı hafızalar;
Adaletin sarsılmaz takipçileri, Mustafa Kemal’e dost vicdanlar;
İki sene rehin alınmış bir muvazzaf subayın, KUVVETLİ SUÇ ŞÜPHESİ’ni görmek üzere,
En azından böyle bir kara lekeye inanırlarsa yüzüme tükürmek üzere burada olmalılar.

Şairin dediği gibi:
Bir şey varsa
Bir şey vardır
Bir şey yoksa
Çok şey vardır

Vatanıma ihanetten yargılanıyorum. Bir şüphe kırıntısı dahi akıllarda yer ederse eğer, milletimden talebimdir:
Çıkarın o şanlı üniformamı üzerimden.
Yeter olsun! Mübarek vatan havasını ciğerlerime sokmayın.
Lekelenmişse eğer topraklara sürtün alnımı.
Daha fazla değdirmeyin vatan topraklarına ayaklarımı.
Dağ doruklarına bırakın bu bedeni; kuşlar etimi çeke çeke parçalasınlar beni.
Bütün varlığımı ovalara saçsınlar ki ibret olsun âleme…

Aklın almayacağı iftira ve isnatlarla bu tezgâhı kuranlar beni iki sene zindanda tutmakla başarılı olmuşlardır.
Ancak ben onların bu küçük zaferine izin verecek kadar güçlüyüm.
Bugün beni burada tutarak başları göğe erenler, yarın adaletin saf ışığı karşısında başlarını yerden kaldıramayacaklar olacaktır.
Zaman ve hadiseler her türlü hakikati ispat eder,
fakat bazen böyle helak eden darbeler indirerek. Aldatmacaların son bulacağı ve kötülüklerin yenileceği gün gelecektir.
Varsın o gün benim zindanımın üzerine doğsun, ne önemi var?
O mutlu gün 2 yıldır bulunduğum, zulmün tesis ettiği sabit ikametgâhım! Hasdal’da beni bulacaktır.
O zaman zulüm adaletin buyruğuna girecek, tarih hakikati yine göndere çekecek, o sancak yine dalgalanacak
ve dosta düşmana o ulvi düşünceyi haykıracaktır: “HARBİYELİ ALDANMAZ!”

Yolları kapattılar, açacağız.
Ufku kararttılar, ağartacağız.
Yurdumuz virandır, şenleteceğiz.
Yüce Heyeti Saygıyla Selamlarım!


Mehmet Ali Çelebi
Tutuklu Kara Pilot Teğmen

2 Aralık 2010 Perşembe

UZAYA ASANSÖR YAPAN TÜRK: SERKAN ANILIR




22 Mart 1973’te Almanya’nın Köln kentinde dünyaya geldi. 32 yaşında ve bekar. Bir işçi ailesinin 3 erkek çocuğunun en büyüğü. Babası mekanik mühendisi, annesi ev hanımı. Ortanca kardeşi Bayer şirketinde kimyager, en ufak kardeşi ise Alman Havayollarında pilotluk eğitimi alıyor.1981′e kadar Almanya’da ilköğretimine devam etti ancak ailesinin kesin dönüş planları yapmasından dolayı tek başına Bursa’ya dayısının yanına geldi. Ailesi kesin dönüşten vazgeçmesine rağmen akrabalarının yanında kalarak Bursa Özel İnal Ertekin İlkokulundan mezun oldu. Sınavlarda ilk yüze girerek Bornova Anadolu Lisesini kazandı ancak bir sene sonra Bursa Anadolu Lisesine dönüp oradan mezun oldu. 1996′da Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesinden mezun olup, aynı sene Almanya Bauhaus Mimarlık Akademisine yüksek lisans için kabul edildi.

1997′de aynı üniversitenin Bilgisayarlı Tasarım kürsüsüne asistan olarak girip Avrupa Uzay Havacılık Dairesi’nin (ESA) uzay istasyonu tasarımını yönetti. Mühendislik lisansını yüksek teknoloji (high-tech) yapılar üzerine gerçekleştirdi.1999 Nisan ayında Japonya’dan davet alarak Tokyo Üniversitesine doktora eğitimi için geldi. Aynı sene Kajima şirketinin tasarım bölümüne girerek Japonya’da yapılması planlanan 800 metre yüksekliğindeki DIB-200 binasının tasarımını yönetti. Projenin getirdiği yankı üzerine, 2000 senesinde NASA’nın “Uzay Asansörü” çalışma grubuna davet edildi ve aynı senenin sonunda projenin başına getirildi.

2003 senesinde “uzay teknolojisi ve insan yerleşimleri” üzerine doktorasını yazdı ve yardımcı doçent olarak Japon Uzay Havacılık Dairesine tarihindeki ilk yabancı olarak kabul edildi. 2 ay sonra, uzay asansörü projesini “ATA” adı altında yenileyerek JAXA’da uzman ve öğrencilerden oluşan 58 kişilik bir grubun başına geçti.Bugüne kadar JAXA’nın Hayabusa uydusunun tasarımı ve Uluslararası Uzay İstasyonuna eklenmesi planlanan “Kibo” modülünün geliştirilmesinde de rol oynadı. 


ATA Uzay Asansörü dışında gene JAXA’nın en önemli teknoloji programlarından biri olan “güneş antenleri” projesinde de kendi grubuyla anten tasarımlarını hazırladı. Uydu ve antenler için hazırlanan tasarımlar Bandai şirketi tarafından çocuklar için oyuncak haline de getirildi.2005 Mayıs ayında “Infra-Free Structures” (altyapıya gerek duymayan yapılar) konseptini kurarak uzay teknolojisinin yeryüzü teknolojine transferiyle doğal felaketler ardından insanlara yardım ve 3. Dünya ülkelerinde altyapıya gerek duymadan yaşama elverişli üniteleri tasarlayarak doçentliğini aldı ve Tokyo Üniversitesinin Mühendislik Fakültesinde en genç ve tek yabancı öğretim üyesi oldu.

2004 senesinde doktora yıllarında yazdığı “11.boyutta uzay teoremi” ile Cambridge Üniversitesi fizik ödülünü ve 2005 senesinde bilim teknoloji dalında Amerikan Şeref madalyasını kazandı. Aynı konuda Japonya’da “Uzayın dışı” adlı ilk kitabını hazırladı.İkinci kitabı “Guidebook”u Haziran ayında, üçüncü kitabını (adı henüz karar verilmedi) ise Eylül’de yayınlayacak olan Anılır, aynı zamanda gelecek sene hem kitap hemde yönetmen Ootomo Katsuhiro’nun animasyon haline getirmeye planladığı “Evrim” isimli senaryosunu da hazırlamaktadır. Ayrıca Japon televizyonunda yayınlanan “Whiteman” (Beyaz Adamlar) programının sunuculuğunu da üstlenmektedir.

Princeton ve Hong Kong üniversitelerinde konuk profesör olarak da görev yapan Anılır, NASA Johnson Uzay Merkezi ve NASA Ames Araştırma labaratuvarlarının çalışmalarına da katılmaktadır. Amerika Uzay Havacılık Enstitüsünün (Amerian Institute of Aeronautics and Astronautics) Tasarım ve Mühendislik Komitesi’nin (Design Engineering Technical Committee) eğitim ve teknoloji sorumluluğunu da üstlenen Anılır, 70ten fazla uluslararası yayına sahiptir ve Marquiz grubu tarafından yayınlanan Yüzyılın Bilim Adamları ansiklopedisine de dahil edilmiştir.

IŞIKLARIN EFENDİSİ: MEHMET FATİH YANIK


http://www.iumezusa.org/get_image.php?w=235&id=2381
Henüz 28 yaşında. Ancak yaptıkları ile Economist, Focus ve Nature gibi ünlü dergilere konu oldu. Mehmet Fatih Yanık, uzmanların ancak -270 derecede durdurabildiği ışığı, oda sıcaklığında ve bilgisayar çipinde hapsetmeyi başardı.

NANO CERRAHİNİN İLK ADIMINI YANIK ATTI
Ünlü Stanford Üniversitesi'nde doktora yapan Yanık'ın buluşu çok hızlı işlem yapabilen geleceğin sistemi kuantum bilgisayarları ile sinir hücrelerinin yenilenmesinde kullanılacak ileri nano cerrahinin ilk adımı.

MATRIX'TEKİ BİLGİSAYAR SİSTEMİ KURULACAK
Türk bilimadamları da Yanık'ın buluşunun bilim dünyası için büyük bir adım olduğunu açıkladı: Şimdi ancak bilimkurgu filmlerinde izlediğimiz iletişim teknolojisi bu buluş sayesinde hayata geçebilecek.

Işığı odaya hapsetti bilimde devir değişti
Genç Türk bilimadamı Fatih Yanık, ışığı oda ısısında durdurmayı başardı... 'Matrix' ve 'Azınlık Raporu' filmlerinin bilgisayar teknolojisi artık hayal değil.

Mehmet Fatih Yanık, ABD'de yaşayan en genç Türk bilim adamlarından. Henüz 28 yaşında. Bilim ve Teknik dergisiyle başlayan teknoloji merakı, onu bugün bilim literatürüne geçen birçok buluşun sahibi haline getirdi. Yanık, dünyaca tanınmış Massachusetts Institute of Technology (MIT) üniversitesinde fizik ve elektrik üzerine burslu lisans eğitimi aldıktan sonra halen Stanford Üniversitesi'nde doktorasını sürdürüyor. Genç adam, önceden -270 derecede, gaz halindeki atomlara transfer edilerek hapsedilebilen ışığın, oda sıcaklığında ve çip teknolojisinde kullanılan mikro optik devrelerle durdurulmasını sağlayarak tarihe geçti.

SİNİR HASTALIKLARINA ÇARE
Yanık beri yandan da, bu icadının sağlık alanında kullanılabilmesi için, bir saç telinin binde biri kadar küçük boyutlarda çok hassas cerrahi müdahale yapılmasını sağlayan nano cerrahi tekniğiyle sinir hücresi yenilenmesi üzerinde çalışmaya başladı. Fatih Yanık, bu çalışmaların sinir sistemiyle alakalı hastalıkların tedavisinde önemli rol oynayacağını belirterek, ''Çok küçük organizmalarda sinir hücresi yenilenmesini çalışabiliyoruz. Bu kadar küçük organizmalarda sinir hücrelerinin yenilenmesini çalışabilmek moleküler biyoloji ve tıp açısından oldukça önemli. Küçük organizmalarda insanlar üzerinde yapamayacağımız moleküler deneyleri yapmamız mümkün. Bu sayede sinir hücrelerinin nasıl çalıştıklarını ve nasıl yenilendiklerini moleküler seviyede daha iyi anlayabileceğiz. Bu da, insanlarda sinir sistemiyle ilişkili hastalıkların tedavisi için çok önemli'' diye konuştu.

HER ŞEY DERGİLERLE BAŞLAMIŞ
Babası emekli subay, annesi ev hanımı olan Yanık, ilkokulu İstanbul Çapa'da bitirdikten sonra ortaokulu Antalya Anadolu Lisesi'nde okudu ve Ankara Özel Samanyolu Fen Lisesi'nden mezun oldu. Yanık, bilime olan merakının bilim ve teknik dergileriyle başladığını belirterek, ''Ortaokul yıllarımda dayım bilim teknik dergileri getiriyordu. Kuantum fiziğinin ne olduğunu o zamanlar öğrendim. Ailemde diğer bir fizikçi ise kardeşim Ahmet Yanık. Kendisi de nano teknoloji üzerine çalışıyor'' diye konuştu. Genç bilimadamının fizik sevgisi kendisini fizik olimpiyatlarına kadar götürdü. Türkiye'de her yıl seçilen 5 kişilik takıma ilk olarak 1994'te girdi. Çin'de onur belgesi ve teoride bronz madalya aldı. 1995 yılındaysa Avustralya'da kardeşiyle birlikte gittiği olimpiyattan bronz madalya ile döndü. Yanık, ''Türkiye'ye dönecek misiniz?'' sorusuna ''Şu anda bir süre daha ABD'de çalışmalarıma devam etmeyi düşünüyorum. Türkiye'de de çalışmalarımı sürdürmem mümkün. İleride kuantum fiziği ve moleküler biyolojinin kesiştiği konularda çalışıp kendi laboratuvarımı kurmaya çalışacağım'' yanıtını veriyor.

Bilgisayarlar artık 'ışık hızı'na çıkacak
Genç bilim adamı ışığın oda sıcaklığında ve çip teknolojisinde kullanılan mikro-optik devrelerle durdurulmasını sağlayarak, şu andaki bilgisayarlara göre olağanüstü yüksek hızda işlem yapabilecek bilgisayarlar üretilebileceğini ispat etti. Yanık, 2003 yılında Berkeley Üniversitesi'nde birincilik ödülü alan bu buluşuyla ilgili şunları anlatıyor: ''Işığı durdurabilmek için bilim adamları uzun yıllardır çalışıyordu. Son beş yıl içinde ışık enerjisini -270 derecedeki gaz halindeki atomlara transfer ederek ışığı hapsetmeyi başardılar. Bu tip sistemler çok özel şartlar gerektirdiği için, bilgi işlem teknolojisinde pratik olarak kullanıma giremedi. Yaptığım buluşla, ışığın enerjisini atomlara transfer etmeden, oda sıcaklığında ve çip teknolojisinde kullanılabilen mikrooptik devrelerle durdurulabileceğini gösterdim. Işığı durdurarak çok düşük enerjilerde ve yüksek hızlarda ışıkla çalışan transistörler gerçekleştirilebilir.''
1.      Mehmet Fatih Yanık, önceden - 270 derecede tutulabilen ışığı, oda sıcaklığında ''hapsetmeyi'' başardı.
2.      Bu teknolojiyle, bilgisayarlar artık 'ışık hızına' geçecek, bilgi teknolojilerinde yeni bir dönem açılacak.

Uzmanlar ne diyor?
Sabancı Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zafer Gedik:
Gedik, Yanık'ın çalışmalarının gelecekte yapılacak kuantum bilgisayarlar için önemli bir adım olduğunu belirterek, ''Işık kullanılarak bilgisayarlar yapılması konusunda çalışmalar sürüyor. Yanık'ın yaptığı yani ışığın oda sıcaklığında ve cip teknolojisinde kullanılabilen mikro-optik devrelerle durdurulabileceğini göstermesi bilim dünyasında önemli adımlardan biri. Her adım büyük bir başarıdır. Işığın elektrik yerine bilgisayarlarda kullanılmasıyla, gelecekte çok hızlı işlemler yapılabilecek'' diye konuştu.

Yıldız Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Tatlıpınar:
Yanık'ın çalışmalarının taşıdığı öneme işaret eden Tatlıpınar,''Kuantum bilgisayarları konusunda Almanya ve ABD'de çalışmalar yapılıyor. Tüm dünyada bilgisayarın ışıkla işlem yapabilmesi ve bunun ilkeleri tartışılıyor. Işığın oda sıcaklığında hapsedilmesi önemli bir başarı. Tüm bu çabalar sonucunda kuantum bilgisayar yapılırsa, bilgi depolaması ve performansı yüksek bilgisayarlar olacak" dedi.