Sayfalar

31 Mart 2010 Çarşamba

İstanbul'da Çelik Sır Kasa



"DOĞRU"yu 9 köyden değil, 9999 köyden kovan tek ülke olduk...

Yazı 18 Mart 2010 günü saat 21.00’da Zafer Mutlu’nun talimatıyla gazeteden çıkarıldı. Necati Doğru da bu olay üzerine Vatan gazetesinden istifa etti.

Peki, Necati Doğru ne yazmıştı?

İşte Vatan’ın sansürlediği o yazı

İşte Necati Doğru’nun “İstanbul'da kaç Aytaç Durak bulunuyor?” başlıklı sansürlenen o yazısı…

“Bizim Adana'nın kısmetsizliğine(!) bak, bak bak otur ağla. Annem Adana'dan telefon etti; "oğlum Adana'dan, Adana'nın yerlisi olarak bugüne kadar zengin olmuş bir kişi bile çıkmadı" dedi.
Annemi tanımaz mıyım!
Ne demek istediğini anladım. Gerçekten Adana'nın ekonomi tarihi yeniden yazılsa yazarın varacağı sonuç şu olacaktır: Adana'dan zengin olmuş bir yerli Adana'lı bugüne kadar çıkmadı. Kayseri'den, Niğde'den veya Balkan göçü sonrasında Bosna'dan yırtık yorganla gelenler pamuk ağası, çiftlik ağası, tekstil fabrikası ağası oldular. Çukurovanın insanın ciğerinin içine kadar işleyen sarı sıcağında pamuk üretiminde verimi dönüm başına 650 kiloya kadar çıkartma beceresini gösterebilen yerli Adanalıdan (Yörük olsun, Türkmen olsun, Ermeni olsun ya da Arap ve Kürt olsun) bir tek zengin çıkmadı.
Aytaç Durak çıkacaktı (!)
Gör başına neler geldi (!)
Herkes merakla bana "Aytaç Durak iktidar partisinden belediye başkanı olsaydı, Adana olayı bu noktaya kadar gitmeden kapanmaz mıydı?" diye soruyor. Ben de "temiz siyaset-temiz vatandaş-temiz toplum" idealine vidalanmış yazılar yazan biri olarak onlara "İstanbul'da Çelik Sır Kasa" hikayesini anlatıyorum.

xxx

Bu hikaye gerçektir.
Kişi ve olaylar sahidir.
Kasa, gazetelere manşet oldu, TV'lerde "içindeki para ne kadardı?" diye yayın konusu, Cumhurbaşkanı'na, Başbakan'a, İstanbul Belediye Başkanı'na, Meclis'te milletvekiline ihbar konusu oldu.
Cerahat kokan bir kasaydı.
Unutuldu gitti.
Olayı size şöyle anlatayım:
İktidar partisi AKP'nin adayı olarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanılığına ikinci kez seçilen yüksek mimar Kadir Topbaş'ın, imar danışmanlığını yapmış Fethi Turgut, ailesini de alıp tatile gitmişti.
Evde sadece genç oğlu vardı.
Arkadaşlarına; "Babam her akşam eve torbalar dolusu paralarla geliyor, paraları çelik kasalara dolduruyor" diye anlatıyordu. Bu anlatım mahallede 12 kişilik bir "soyguncu çetesinin örgütlenmesini" tetiklemişti.
12 kişi plan yaptılar.
Belediye Başkanı'nın imar danışmanı Fethi Turgut'un genç ve biraz da saf oğluna, dümenden bir kız arkadaş ayarladılar. Kız evde oğlanın birasına uyku ilacı kattı, oğlan uyuyunca çete eve girdi.

xxx

Gerçekten 3 kasa vardı.
İkisi çok büyüktü.
Yerinden oynamıyordu.
Çok sağlamdı açılamıyordu.
Üçüncü kasa taşınabilirdi.
Hırsızlar taşınabilir kasayı aldılar, Kartalda bir eve götürdüler. Uğraştılar açamadılar. Maltepeden bir çilingir buldular. Kasayı açtırdılar. İçinden 950 bin Amerikan Doları, 280 bin Avro, 200 bin Türk Lirası ve 2 kilo altın çıktı. Bu çetenin yaptığından haberli olan Ahmet Tamer adlı birisine "soygundan pay" vermedikleri için o da kızdı, olayı bir ihbar mektubu ile Başbakan Tayip Erdoğan'a, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e, Belediye Başkanı Kadir Topbaş'a bildirdi. Onlardan ses çıkmayınca Meclis'e CHP milletvekili Çetin Soysal'a yazdı. Konu basına yansıdı. 12 hırsız yakalandı, hapse kondu (Bak Öge Demirkıran'ın 1 şubat 2009 tarıhli VATAN'da yayınlanan haberi ve ocak-şubat aylarında Cumuhuriyet, Milliyet, Hürriyet gazeteelrinde çıkan "gizli kasa"haberleri)
Hırsızlar hapse kondu.
Tahmin edin!
Kasanın sahibine ne oldu?
Kasanın sahibi iktidar partisinden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'nın imar danışmanı Fethi Turgut'a ne Cumhurbaşkanı, ne Başbakan, ne Belediye Başkanı, ne savcı hiç kimse "arkadaş sen bu kadar parayı nereden buldun, bu üç kasa evinde ne diye duruyor?" diye sormadı. Fethi Turgut, "çalınan kasamdaki para sadece 200 bin dolardı" diye açıklama yaptı olay kapandı. Hırsızlar hala hapiste yatıyor. Fethi Turgut da hala belediye şirketlerinin birinde bir makam sahibi olarak çalışıyor.
Aytaç Durak'ı soruyorlar.
Çelik sır kasayı anlatıyorum.
Bu sefer ben soruyorum: İstanbul'da kaç Aytaç Durak bulunuyordur?

Necati Doğru

Yorumculardan bir yorum:

Necip Türk Basını yine tırstı ve asil bir yazarını kurban verdi!

Necati Doğru ustayı 20 yılı aşkın bir süredir büyük bir keyifle ve ilgiyle takip eden bir sıradan gazete okuru olarak,en son söyleyeceğimi en baştan söyleyerek dalayım mevzuya:Ülkemizin belli başlı parababalarının,iktidar gözdesi patronların,arkası sağlama Amerikanı cemaatlerin kontrolündeki sözde özgür medyasında, Necati Doğru gibi eğilmeyen,bükülmeyen,satın alınamayan,fırçalanamayan,sansürlenemeyen;soyadına layık bir harbilikte yazılar yazan bağımsız ve özgür ruhlu bir kalemi de susturdu sonunda.
Daha önce bir Ciner yazısı yüzünden Cumhuriyet^te BİLE sansüre uğrayan bu büyük gazeteciye şimdi hangi gazete yazma fırsatı verecek.Bu sinmişlik,yalakalık,satılmışlık,tırsmışlık halet-i ruhiyesini pek bir benimsemiş benim Avrupalı medyamda ona köşe veren çıkmayacak gibi.(Sözcü'yü dışarıda bırakıyorum.Cumhuriyet ise, 50 bine takılmış tirajından pek bi memnun.Bu olayı haberleştiremeyecek kadar gazetecilkik yapanlardan da hayır yok yani)
Sonuç:
Yandaş veya diğer grupların kontrolünde;tek parti hakimiyetini demokrasi diye yutturmaya çalışan iktidar yalakası,çoğu liboş türü liberal tayfanın-çoğu dönek, Soros çocuğu-etkisinin daha da artacağı kesin.Evet, devir, dönek Hasan Cemallerin,fırçalanınca gıkını bile çıkaramayan eski Maocu Cengiz Çandarların,cemaat gazetesinde demokrasi mavraları yapan Ş.Alpayların,kadın memesini vatana tercih eden aşk yazarı A.Altan-ve sülalesinin;AKP iktidarına toz kondurmayan Herr Oral Çalışların devri.Bu zihniyetin kontrolündeki medyadan N.Doğru atılır

Durak'ı Yazdı, Sansürlendiği için İstifa Etti.(http://www.adanahavadis.com/siyaset/15509.html)

28 Mart 2010 Pazar

Soyut Sanatçılar: Wassily Kandinsky, Paule Klee




Wassily Kandinsky

Babası Sibirya’nın Çin sınırı yakınlarında buluna
n Kyakhta’nın yerlisi, annesi Rus olan Wassily 1866 yılında Moskova’da doğdu. Varlıklı ailesinin olanaklarıyla daha çocukken birçok şehri gezdi.

Ortaöğrenimini 1871’de Odessa’da tamamladı. Lise yıllarında resim yapıyor, bir yandan da amatörce piyano ve viyolonsel konserleri veriyordu.

1886’da Moskova Üniversitesi’nde hukuk ve iktisat öğrenimine başladı.1893 yılında doktoroya denk bir akademik unvan kazandı.

1896’da Estonya’daki Dorpat Üniversitesi’nden gelen profesörlük teklifini geri çevirdi ve 30 yaşında kendisini resme vermeye karar verdi.

Münih’e gitti ve orada dört yıl Anton Azbe’nin yönetiminde çalıştı. Azbe’nin atölyesinde Alexei Von Jamlensky ve Franz Marc il
e tanıştı. “Phalande” grubunu kurdu. Daha sonra bu grubu Berlin’de Sezession, Dresden’de de Die Brücke gibi gruplar izledi.

1900’e kadar sanat öğrenimi devam etti.1903’de Moskova’da ilk kişisel sergisini açtı, bir yıl sonrada Polonya’da iki kişisel sergi daha düzenlendi.

Kandinsky’ye soyut ressam niteliğini kazandıran ilk yapıtı 1910 tarihli “İlk Soyut Suluboya”ydı.1911’de Marc’la birlikte Blaue Reiter akımını kurdu. 1912’de basılan “Sanatta Ruh” adlı kitabında sanatçı, kendi iç dünyasındaki lirik abstraksiyon özgürlüğünden söz etmekte.

1917’de Moskova’ya yerleşti. 1918 yılında Moskova Güzel Sanatlar Akademisi’nde profesörlüğe ve Halk Eğitim Komiserliği'nin sanat bölümü üyeliğine getirildi ve devlet tarafından kişisel bir sergi düzenlenerek onurlandırıldı.

Kandinsky uluslar arası ün kazandıktan sonra, 1922’de ünlü tasarım okulu Bauhaus’ta ders vermesi için yapılan teklifi hemen kabul etti.

Bauhaus’ta ders verdiği yıllarda ilk kitabı “Sanatta Tinsellik Üzerine”yi yazdı.1926’da “Düzleme Göre Nokta ve Çizgi” adlı ikinci kitabını yayımladı.

1928’de Alman uyruğuna geçti ancak Bauhaus’un kapanması üzerine 1933’de Fransa’ya göç etti.

1939 yılında da Fransız uyruğuna geçti ve 13 Aralık 1944 günü hayatını kaybedene kadar Paris’in Neuilly_sur_Seine’de yaşadı.

Önemli Yapıtları: İlk Soyut Suluboya, Mavi Dağ, Çan Kuleli Manzara, Siyah Kemer ile Siyah Çizgiler, Beyaz Çizgiler, Mavi Daire Dilimi, Başat Mor, Başat Eğri, On Beş, Ilımlılık, Hareketler, Bölünme Birlik, ire ve Kare, Beyaz Dengeli Hareket.









Paule Klee
Babası müzik öğretmeni, annesi Stuttgart Konservatuarı’nda müzik eğitimi almış olan ailenin çocuğu olarak 18 Aralık 1879 yılında Münchenbuchsee’de doğdu.

Yedi yaşında keman çalmaya başladı resim çizmeye karşı da özel bir ilgisi vardı fakat en çok keman çalmaktan hoşlanırdı.

1898 yılında lise diplomasını aldı ve ressam olmaya karar verdi. Münih’e gitti, 1900’de Münih Akademisi’ne başladı. Franz von Stuck’un öğrencisi oldu. Klee, Stuck’in gelenekçi tavrı karşısında 1901 yılında okulu bıraktı.

Ressam arkadaşı Hermann Haller’le birlikte İtalya’ya gidip, kentleri gezerek Rönesans ressamlarına ilgi duymaya başladı.1905 yazında Paris’e gitti. James McNeill Whister’in sergisini gezdi. Pierre-Auguste Renoir’in yapıtlarını hayranlıkla izledi.

Bir yıl sonra Münih’e yerleşti ve öğrenciyken tanıştığı Lily Stumpf’la evlendi. 1907 yılında Felix adını verdikleri oğulları dünyaya geldi.Sanatçının bu dönemde mutlu bir aile yaşantısı oldu ve Empresyonist stilde resimler yaptı.

1908’de Van Gohg’u, ertesi yılda Cezanne’i keşfetti.

Münih Secession ve Bern’de yapıtlarını sergiledi. Wassily Kandinsky ve Blaue Reiter grubuyla tanıştı. Bu grup dış dünyadansa içe dönük dünyanın daha önemli olduğuna inanmaktaydı.

Klee, Blaue Reiter’in yönlendirmesiyle deneyimlerini çoğalttı ve 1912’de Paris’te Picasso, Delaunay ve Braque ile tanıştı.

1914 yılında Tunus’a bir yolculuk yaptı. Bu kısa yolculuk ressamın üslubunda kalıcı etkiler bıraktı. Bu sırada, Klee resimlerinde, kübizmi alışılmadık bir serbestlik içinde yorumladı.

1916’da Münih yakınlarındaki bir hava üssünde askerliğini yaptı. Ancak resim yapmayı sürdürdü, evrensel manzaraların yapıldığı dönem bu yıllara rastlamaktaydı.

1920 yılından sonra ün kazanmaya başlayan ressamın Münih’te üç yüz elli altı resmini sergiledi ve Gropius tarafından Bauhaus’ta ders vermek üzere çağrıldı. On yıl ders veren Klee bu okulda geliştirdiği eğitim yöntemlerini daha sonra Pedagojik Taslaklar (1925) kitabı adıyla yayımladı.

Amerika’da ilk sergisini 1924 yılında açtı. 1927’de İtalya ve Korsika’ya, 1928’de de Bretanya’ya ve 1929’da Mısır’a gittikten sonra 1930’da New York’ta bir sergi açtı.

Daha sonra Düsseldorf Güzel Sanatlar Akademisi’nde görev aldı. 1933’te Hitlerin başa geçmesiyle Almanya’da kalamadı ve Naziler görevine son verdi.

Bern’e geri dönen sanatçı 1935’te geçirdiği ağır bronşit ve kalp komplikasyonlarının ardından hastalığının skleroderma olduğu anlaşıldı.

Önceleri hastalığını çok önemsemeyen Klee, bir süre sonra olayın ciddiyetini anladı ve çalışmalarına büyük bir hız verdi.1938’de büyük boyutlardaki çalışmaları ve 1939’da Melekler dizisiyle daha soyut ve daha trajik bir nitelik kazandı.

Klee renk,biçim ve mekanı yepyeni bir dille tanıttı ve derinlere işleyen son derece kişisel bir simgeci anlatım geliştirdi.

Görsel anlayışının gelişmesinde usta bir müzikçi olmasının da etkileri büyüktü. Dünyayı şimdiki haliyle değil, geçmişteki ya da gelecekteki haliyle resmetmeye çalıştı.

Paul Klee, ne fikirleri, ne de yaşam biçimi açısından sürrealist değildi. Ancak 20.yüzyılın en şaşırtıcı resim şairlerinden biriydi ve sürrealistler bu nedenle onu kendilerinden biri olarak kabul etti.

Önemli Yapıtları: Hayvanat Bahçesi, Villa R, Kırmızı ve Yeşilin Azalan Gölgeleri, Canavar Tatlı Şarkımla Dans Et, Balığın Çevresinde, Pastoral, Arap Şarkısı, Zengin Liman, Mobilya Karikatürü, Ülkeyi Yok Eden Savaş, Doğumdan Önce, Soyut Metin, Korku Patlak Verirken, Bitmemiş Bir Kentin Bölümü, Pencere, Vadideki Son Köy, Yeşil Avlu, Lomolarm, Şato ve Güneş, Copula’da, Mart Çiçekleri, Yem, Ezik Burunlu Portre, Dağın Kötümser Alegorisi, Deniz Kenarındaki Yol, Hammamet’ten Motif, İki Genç Kızın Kaderi, Bozuk Yüzeyler.

Yetenek nedir? Yeteneklerimizi belirleyebilir miyiz?



Yetenek nedir?

Yeteneklerimizi belirleyebilir miyiz?

Yeteneklerimizi geliştirerek onları daha etkili bir şekilde kullanabilir miyiz?

Başka bir değişle yeteneklerimizi yönetebilir miyiz?

Yetenek sonradan öğrenilebilinir mi yoksa onunla beraber doğulan bir özellik midir?

Marcus Buckingham ve Richard M.Vosburgh (2001) yetenek yöneticilerine ışık tutmak ve ellerindeki insan kaynağını en iyi şekilde değerlendirmelerine yardımcı olmak için “yetenek” kavramına bir açıklık getirmeye çalışmışlar. Birlikte hazırladıkları akademik makalede, yetenek kavramını anlayabilmek için öncelikli olarak aşağıdaki üç ana kavrama dikkat çekiyorlar.(1) Bunlar sırasıyla şöyle:

1. Beceri: Beceri, bir işi yapabilmek için belli bir tekniği veya metodu uygulayabilme kabiliyetini simgeliyor. Bir bilgisayar programını kullanabilmek, ya da bir röportaj esnasında doğru soruları doğru anda yöneltebilmek gibi. Beceriler, daha önceden hazırlanmış ve sistematik bir şekilde birbirini takip eden adımları uygulayarak sonradan öğrenilebilinen yetiler.

2. Bilgi: Bilgi, hem varlığı bilimsel olarak kanıtlanmış kesin ve gerçek olguları (explicit), hem de bu gerçekleri uygularken yapılan yanlışlardan öğrenilen ve herhangi bir yere kayıt edilmemiş soyut kavramları (tacit) ifade ediyor. Bu açıdan bilgi de sonradan öğrenilen bir yeti.

3. Yetenek: Yetenek bir kişinin sürekli yaşadığı duygu, düşünce ve davranışları üretici bir şekilde hayatının her alanına uygulayabilmesidir. Bu tanımlamaya göre stratejik düşünebilmek ve empati gösterebilmek yetenek olduğu kadar; azim, sabır veya sabırsızlık gösterebilmek ve konsantre olabilmek de bir yetenektir.

Bu üç tanımlamadan yola çıkan Buckingham ve Vosburgh, yetenek kavramının, beceri ve bilgi kavramlarına göre sonradan öğrenilmesinin daha zor olduğunu vurguluyorlar. Dolayısıyla yöneticileri önce ellerindeki insan gücünde var olan yetenekleri belirlemeye, daha sonra bu yetenekleri bilgi ve becerilerle destekleyerek geliştirmeye teşvik ediyorlar.

Yeteneğin ne olduğunu anladık.

Peki ya yetenek yönetimi nedir?

Yukarıdaki bilgilerin ışığı ile kurumsal yapı içerisinde yeteneği, çalışanların sahip olduğu becerileri en etkili şekilde kullanarak şirket performansına kısa ya da uzun vadede kattığı değer olarak açıklayabiliriz. Yetenek yönetimi ise bu becerilere sahip kişilerin belirlenmesi, işe alınması, geliştirilmesi, şirkete sadakatle bağlanmasının sağlanması ve belli bir strateji izleyerek kilit görevlere yerleştirilmesidir.(2) Bu anlamda yetenek yönetimi, yeteneği şirkete dâhil etmekle bitmez. Önemli olan bu yetenekleri organize etmek, doğru görev ve sorumluluklarla eşleştirerek kişiyi bireysel ve kurumsal hedeflerin gerçekleşmesi dâhilinde yönlendirmektir.

Kurumsal olarak yapılan yetenek yönetimi ve kariyer planlama uygulamalarında, kişinin sahip olduğu yeteneklere, eksiklik hissedilen alanlara nazaran daha çok odaklanarak, bireysel ve kurumsal verimin yükseleceği düşünülmektedir. Bu durum, şirket çalışanlarının bağlı bulundukları yöneticiler tarafından tek tek ele alınması gerektiğini gösteriyor.

Buckingham ve Vosburg, şirketlere yetenek yönetimi konusunda aşağıdaki yöntemleri öneriyor:

1. İş tanımı yaparken, o işin gerektirdiği becerileri belirlemek yerine, şirket içerisinde o işi yapmak ile elde edilecek sonuçların belirleyin.
2. İşe alımlarda, işi yapmak için gerekli becerilere sahip olan insanları belirlemek yerine, o işi yapmak için gerekebilecek yetenekleri belirleyin ve bu yeteneklere sahip bireyleri seçebilmenizi sağlayacak işe alım teknikleri geliştirin.
3. Çalışanlarınızın yıllık performans değerlendirmesini, sahip oldukları beceri ve bilgiye göre değil, elde ettikleri sonuçlara bakarak yapın. Gerçek performans, sonuçları değerlendirmekle ölçülür.
4. Çalışan her elemanın eksik olduğu becerileri belirlemek yerine, onların sahip oldukları veya olmadıkları yetenekleri belirleyin.
5. Çalışanlarınızı, yetenekli olmadıkları alanlarda kendilerini geliştirmelerine teşvik etmeyin. Bunun yerine onları yetenekli oldukları alanlarda bilgi ve becerilerini geliştirecek şekilde yönlendirin ve onlara, olan yeteneklerini daha da güçlendirmeleri için ortam sağlayın.
6. Şirket içi yapılan bireysel gelişim planlarında çalışanlarınızın zayıf taraflarını “geliştirilmesi gereken alanlar” olarak etiketlemeyin. Bu etiketi, var olan yetenekleri geliştirme alanında uygulayın. Unutmamak gerekir ki, bir kişinin kendini geliştirmesi için gerekli en büyük fırsatlar zayıf oldukları alanlarda değil, yetenek gösterdiği alanlarda yatar.

Bir sonraki makalemde sizlerle birey olarak yeteneklerimize sahip çıkmanın yollarını, kendi yetenek yönetimimizi nasıl yapacağımız ile ilgili bilgileri paylaşacağım.

Kaynaklar:

(1) Buckingham, Marcus and Richard M. Vosburgh. “The 21st Century Human Resources
Function: It’s the Talent, Stupid!” Human Resource Planning 24, no. 4 (2001): 17-23.

(2) CIPD The Chartered Institute of Personnel and Development, Yetenek Yönetimi, Factsheet Temmuz 2008

Alıntı:http://liderinsan.com/?p=245

YETENEK KONUSUNA BİR BAŞKA BAKIŞ

Günlük dilde, bireyin herhangi bir alan­daki becerilerini veya beceri potansiyelleri­ni anlatmak amacıyla kullanılmasına rağ­men bilimsel olarak tanımlanması oldukça güç kavramlardan biri de yetenektir. Kav­ramın kişilik, zekâ, genetik ve çevre gibi kavramlarla çok yakından ilişkili olması, anlam alanını belirsizleştirmektedir.

İnsan tekinin, insan türünün bir üyesi ol­ması nedeniyle vazgeçilmez biçimde bütün diğer insanlarla benzer olan yanlan vardır. Örneğin diğer insanlarınki gibi yapılaşmış bir beden, doğumla başlayıp ölümle sonuç­lanan bir hayat seyri, belli bir kültürün için­de kişiliğinin şekillenmesi insanın benzer özellikleridir. Fakat bir türün üyesi olması insanın yalnızca bir yanıdır, diğer bir yanı daha vardır ki, onun sayesinde bütün insan­lar birbirlerinden farklılaşır, eş-yumurta ikizleri dahil kimse birbirinin tıpkısı olmaz. Bireyler arasındaki farklılıktan oluşturan fiziksel unsurlar (bedenin biçimi, yüz hatları, parmak çizgileri, boy, ağırlık vb.) kolay­ca farkedilebilirlerse de, psikolojik unsurla­rın farkedilip değerlendirilmeleri o kadar kolay değildir. Yetenek, bu psikolojik bi­reysel farklılıklardan bir tanesidir. Diğer psikolojik bireysel farklılıklar içinde zekâ, mizaç, kişilik, inanç ve değer sistemleri, in­san ilişki tarzları sayılabilir. Yetenek kavra­mı, anlam olarak bunların hepsiyle ilişkili­dir, bazılarıyla kimi zaman örtüşür (örneğin zekâ bazan yetenekle aynı anlamda kullanı­lır, yine insan ilişki tarzları pekâla sosyal bir yetenek sayılabilirler) bazılarının (örneğin mizaç ve kişilik) içinde yer alır, gelişimi ve ifade edilme biçimi onlara bağlıdır. Yetene­ğin gösterilebilen, başarılabilen, ortaya konmuş bir beceri mi yoksa kişinin içinde taşıdığı, uygun şartlarda ifade edebileceği bir potansiyel mi olduğu gündelik dilde ka­rışmasına rağmen (örneğin başarılı bir mü­zisyene yetenekli deriz) psikoloji dilinde yetenek daha çok kişinin içinde taşıdığı po­tansiyel anlamına kullanılır. Nasıl olup da her bireyde farklı bir yetenekler tablosu or­taya çıktığı ise oldukça karmaşık bir sorun­dur. Bunu açıklamak için kalıtımın, yetişti­rilme ve eğitilme tarzının, kurulan insan ilişkilerinin yoğunluğu ve biçiminin, karşı­laşılan önemli hayat olaylarının, yaşanılan demografik ve coğrafi çevrenin, geçirilen hastalıkların rollerinin ayrı ayrı bilinmesi gerekir.

YETENEK ZEKAMIDIR?

Yetenek kavramının anlamındaki belirsiz­liği ve değişebilirliği göstermek için üzerin­de en çok çalışılan psikoloji konularından zekâyı örnek almak uygun olacaktır. Zekâ­nın varolduğunda herkes birleşmekte, fakat ne olduğuyla ilgili birçok teori ileri sürül­mektedir. ‘Tek etmen teorisine göre zekâ, soyut ve genel bir uyum yeteneğidir. Yani yetenekler manzumesi içinde yalnızca bir tanesidir. Spearman’ın “çift etmen teorisi”nde ise bir genel yetenek olarak zekâ (G etmeni), bir de özel diğer yetenekler (S et­meni) vardır. G etmeni bir çok alanda ken­dini göstererek o alanlarda, zeki insanın ba­şarılı olmasını sağlar. Fakat S etmeni yö­nünden varolan farklılıklar, her alanda aynı derecede başarılı olmasını engeller. Görül­düğü gibi bu teoride yetenekler içinde zekâ­ya çok özel bir yer verilmektedir. “Çok et­men teorisi”nde ise çok sayıda özel yetenek bir araya gelerek zekâyı yaparlar, örneğin Thomdike, zekâyı mekanik (el ve alet kul­lanma becerisi), sosyal (insan ilişkileri kur­ma ve sürdürebilme becerisi) ve soyut (sembollerle düşünme becerisi) olmak üze­re üçe ayırır. Böylece neredeyse bütün yete­nekler zekâ içinde toplanmış olur.

Her ne kadar tanımlarda bir anlaşma sağ­lanamıyorsa da, bugün kişilik, zekâ gibi di­ğer psikolojik bireysel farklılıkların yanısıra özel yetenekleri ölçmeye yönelik testler de geliştirilmiştir, örneğin Seashore müzik ve resim yeteneği testiyle kişinin müzik ve resim yeteneği ölçülebilmektedir. Yine çe­şitli araştırmacılar tarafından geliştirilen testlerle kişinin mekanik ve meslekî (tıpp, hukuk, öğretmenlik, sekreterlik vb.) yete­nekleri de ölçülmektedir.

Alıntı:http://www.genelbilge.com/yetenek-nedir.html/

BECERİ NEDİR?

Şimdiye kadar bilgi edinimi, yaşam ve okulun temel amacı olarak görülmüştür. Günümüzde ise bilgiye bakış değişmiştir. Bilgi olguları, kavramları, ilkeleri ve süreçleri ezberlemek olarak görülmemektedir. Bilgiyi kullanma, bilgiyi edinmeden daha fazla vurgulanmaktadır. Bilgiyi öğrenmenin önemi göz ardı edilmemekle birlikte, öğrenciler bilgiyi problem çözmede, anlamlı ortamlarda eleştirel düşünmede ve yaratıcı düşünmede kullanmalıdır. Beceri ise bilgi gerektiren ve performans içeren karmaşık bir eylemdir. Hem bilgi hem beceri kısa zamanda kolayca öğretilebilir ve öğrenilebilir. Fakat yetenek daha geç gelişir ve daha karmaşıktır. Bilgi ve becerilerin birleşmesi ile yetenek ortaya çıkmaktadır.

Beceri; öğrencilerde, öğrenme süreci içerisinde kazanılması, geliştirilmesi ve yaşama aktarılması tasarlanan kabiliyetlerdir. İlköğretim 4 - 8. sınıf düzeyinde diğer derslerle birlikte ilk 9 beceriyi kazandırmanın yanında, kendine özgü 5 beceriyi kazandırmayı da amaçlamaktadır. Bu beceriler aşamaları ile birlikte aşağıda gösterilmiştir. Bu becerilerin bazılarına ya da aşamalarına, üniteler göz önünde bulundurularak, doğrudan verilecek beceri olarak programda yer verilmektedir.

Bu becerileri şöyle sıralayabiliriz:

1. Eleştirel Düşünme Becerisi

2. Yaratıcı Düşünme Becerisi

3. İletişim ve Empati Becerisi

4. Araştırma Becerisi

5. Problem Çözme Becerisi

6. Karar Verme Becerisi

7. Bilgi Teknolojilerini Kullanma Becerisi

8. Girişimcilik Becerisi

9. Türkçeyi Doğru, Güzel ve Etkili Kullanma Becerisi

10. Gözlem Becerisi

11. Mekânı Algılama Becerisi

12. Zaman ve Kronolojiyi Algılama Becerisi

13. Değişim ve Sürekliliği Algılama Becerisi

14. Sosyal Katılım Becerisi

PROGRAM BECERİLERİ

ELEŞTİREL DÜŞÜNME BECERİSİ

1. Bir kanıtı kullanma ya da referansa dayanma

2. Sebep-sonuç ilişkisini belirleme

3. İlkeleri türetme

4. Genelleme yapma

5. Farklı bakış açılarını açıklama

6. Kararları sorgulama

7. Sınıflama yapma

8. Değerlendirme (ölçüt belirleme)

9. Karşılaştırma yapma

10. İlgili ve ilgisiz bilgiyi ayırt etme

11. Kalıp yargıları fark etme

12. Çıkarımda bulunma

YARATICI DÜŞÜNME BECERİSİ

1. Esnek ve orijinal olma

2. İmgeleme

3. Analiz, sentez, değerlendirme yapma

4. Sıra dışı bağlantılar kurma

İLETİŞİM VE EMPATİ BECERİSİ

1. Dinleme

2. Sözlü ya da yazılı olarak kendini ifade etme

3. Tartışma

4. Bağlantı kurma

5. Farklı perspektiften bakma

6. Açık fikirli olma

7. Başkalarının düşünce ve duygularını anlama

8. Farklılıklara saygı duyma

9. Görüşlerini gerekçelendirme

10. Ortak bir amaç çevresinde toplanma

11. Dönemin şartlarına uygun olarak geçmişteki insanların düşünce, amaç ve duygularını anlama (Tarihsel Empati)

ARAŞTIRMA BECERİSİ

1. Okuduğunu Anlama

a. Ana fikri çıkarmak için okuma

b. Ana fikri bulmak için bölüm ve konu başlıklarını kullanma

c. Çalışılan konu ile ilgili paragrafları seçme

d. Okuduğunu yorumlama

e. İlgili terim ve kelimenin anlamını bulmak için sözlük, kelime listesi oluşturma

f. Kelime anlamına ulaşmak için uygun kaynakları kullanma

g. Artan sosyal bilimler kavramlarını tanıma ve anlama

h. Olgu ve fikirleri ayırma, propagandayı tanıma

i. Yazarın yargısını tanıma

j. Metni anlamaya yardımcı olan resimlerdeki ipuçlarını ve açıklamaları kullanma.

k. Değişik amaçlar için okuma (eleştirel, analitik, soru cevaplamak için, fikir oluşturmak için…)

l. Değişik şekillerde basılmış materyalleri okuma ( kitap, gazete, dergi…)

m. Anlamı zenginleştirmek için edebi metinleri inceleme (tarihi roman, hikâye…)

2. Bilgiyi Bulma, Kullanılabilir Biçimde Planlama ve Yazma

a. Kütüphane kullanma (Bilgisayarda katalog tarama, kitap fiş katalogu kullanma)

b. Özel referans kaynaklarına ulaşma (almanak, ansiklopedi, sözlük, il yıllıkları, mikrofişler, dergiler)

c. Basılı ve görsel kaynaklardaki bilgilere ulaşma (gazete, dergi, televizyon, radyo, video kaset…)

d. Kitabın farklı bölümlerini kullanma (dizin, içindekiler…)

e. Anahtar sözcükleri, ciltlerdeki rakam ve harfleri, indeksi ve referansları kullanma

f. Bilgi kaynaklarını değerlendirme (basılı, görsel, elektronik..)

g. Uygun bilgi kaynağı kullanma

h. Kaynak olarak toplumu kullanma ve bireylerle görüşmeler yapma (sözlü tarih çalışmaları)

i. Kullanılabilir biçimlerde bilgiyi planlama ve yazma (Konunun ana fikrini çıkarma, özet hazırlama, not alma, bilgiyi kaydetme, dipnot, italik kullanma, bilgi için dinleme, yönergeyi kullanma, rapor yazma).

j. Yararlandığı kaynakları “Kaynakça”da titizlikle gösterme.

PROBLEM ÇÖZME

1. Problemi tanımlama ve sınırlandırma

2. Problemin çözümüne yönelik hipotezler ortaya atma

3. Veri ve kaynak araştırması yapma

4. Hipotezleri test etme

5. Probleme yönelik bir çözüme varma

KARAR VERME BECERİSİ

1. Sorunun farkına varma

2. Sorunu tespit edebilme ve tanıma

3. Sorunun çözümü için hipotez ileri sürme

4. Sorunun çözümü için veri toplama, düzenleme ve değerlendirme

5. Hipotezi test etme

6. Çözüm yollarını öğrenme

7. Çözüm yollarından uygun olanına karar verip, uygulamaya koyma

8. Çözümü değerlendirme

BİLGİ TEKNOLOJİLERİNİ KULLANMA BECERİSİ

1. Yönergeden yararlanarak bilgisayarı kullanma

2. Farklı kaynaklardan toplanmış bilgiyi kaydetme, biçimlendirme, tekrar kullanma

3. Biçimlendirdiği bilgiyi bilgisayar ortamında sunma

4. Metin, grafik, renk ve ses efektleri kullanarak çoklu ortamda rapor hazırlama

5. Telefon ve televizyon ağlarını kullanarak bilgiye ulaşma yeteneği kazanma

6. Günlük hayatta ulaşabildiği teknolojik ürünleri amacına uygun olarak kullanma

GİRİŞİMCİLİK

1. Meslekleri ve çevresindeki iş yerlerini tanıma

2. Çevresindeki tanınmış ve başarılı girişimcileri tanıma

3.Kişilerin ekonomi içinde, çalışan ve tüketici olarak oynadıkları rolleri keşfetme

4. Eğitimin kendi gelecekleri üzerindeki önemli rolünü anlama

5. Ekonominin temel kavramlarını edinme

6. Girişimciliğin karşı karşıya olduğu zorlukları anlama

7. Yenilikçi fikirler sunma ve ürünler tasarlayabilme

TÜRKÇEYİ DOĞRU, GÜZEL VE ETKİLİ KULLANMA

1. Dinleme

2. Konuşma

3. Okuma

4. Yazma

5. Görsel Okuma/Sunu

GÖZLEM

1. Çevresindeki olay ve olgulara dikkat etme

2. Çevresindeki olay ve olguları algılama

3. Çevresindeki olay ve olguları doğru ve tarafsız tanımlama

4. Çevresindeki olay ve olguların neden ve sonuçlarını açıklama

5. Gözlediklerinin nedenlerini sorgulayıp sonuçlarını tahmin edebilme

6. Olay ve olgular arasında ilişkiler kurabilme benzer ya da farklı yönlerini ortaya koyma

7. Gözlediklerini kaydetme ve aktarma

8. Gözlediklerini daha önce öğrendikleri ile karşılaştırabilme ve bağdaştırabilme

9. Gözlediklerini araştırmalarda veri olarak veya gelecek ile ilgili planlamalar yapmak için kullanabilme

10. Benzer olaylarla ilişkilendirme ve böyle bir olayla karşılaştığında ne yapması gerektiğine dair davranış geliştirme

Alıntı:http://odevistan.blogcu.com/beceri-nedir/2474672

Ey Dünya İnsanları Hepiniz Türksünüz



Kayıp Bir Uygarlığın Sırları Dünyayı Nasıl Değiştirebilir


Tarih yeniden mi yazılacak?
Kadim Türkler tüm insanların ataları mı?
Onlar bin yaşına kadar yaşayarak, uzun yaşamın sırlarını öğrenmişler miydi?
Tüm dinler onların Tengri dininden mi türedi?
Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. Muhammet ve Buda Türk müydü?
“Işık doğudan gelir” ne anlama geliyor?
Türkler gelecekte insanoğlunun kurtuluşunda nasıl bir rol üstlenebilirler?

Amerika’da doğan ve daha sonra Meksika’ya yerleşen bir yazar, eşinin ani ölümünden sonra ruhunun hep yanında olduğuna ve destek verdiğine inanarak insanlığın ve dünyanın daha iyiye gitmesi için ne yapılması gerektiği konusunda araştırmalar yapmaya başlıyor. Özellikle, Hıristiyanlığın kökenlerini araştırarak işe başlıyor ve çok ilginç bir şekilde araştırmaları onu Türklerin ayak izlerine götürüyor. İlk insanların Türklerle başlayıp daha sonra dünyaya dağıldığını ve ilk konuşulan dilin Türkçe olduğunu, bilimin, felsefe ve dinin yine Türklerden başladığını söylüyor. İnsanların güneşsel enerjiyle nasıl senkronize yaşaması gerektiğini anlatıyor. Şu an insanlığın içinde bulunduğu huzursuzluğun çözümünü ancak Orta Asya ve Türklerin getirebileceğini, daha iyi bir dünya için gerekli açılımları ancak onların yapabileceğini iddia ediyor ve şayet bu olmazsa dünyanın asla huzur bulamayacağını söylüyor. Ayrıca yazar Türklere bir gönderme yapıyor. Nasıl oluyor da doğuştan filozof ve şair olan, Türk kültürünü dünyaya yayan Erke Han’ı bilmiyorlar. Türk dünyası görkemli zaferlerini ona borçludur.

Eski uygarlıklarda kullanılan teknolojiye de değinen yazar, insanların onları kullanarak nasıl yüzlerce yıl uzun yaşabileceklerini yazıyor. Bu arada Türklerin Orta Asya ve Çin’de yaptıkları piramitleri anlatıyor. Gerçeğin Türklerden saklandığını yazıyor. İnsan bu kitabı okuduğu zaman bir Amerikalının nasıl olur da bilmediğimiz geçmişimiz hakkında bu kadar şey bildiğine hayret ediyor.

Yazar: Gene D. Matlock
Yayınevi: Hermes Yayınları
Çevirmen: Özgür Umut Hoşafçı
Sayfa sayısı: 328
ISBN: 978-975-6130-19-3
Basım tarihi: Aralık 2008
Kategori: Arkeoloji / Eski Uygarlıklar

25 Mart 2010 Perşembe

Akrilik(acrylic) ile kurt resmi yapımı

wolf painting demo, acrylic wildlife lesson, painting in acrylics

Step One

First I mix the overall base color for the head using cerulean bue, white, and smaller amounts of burnt umber, violet, and ultramarine blue. For the background, I create several values using many different combinations of burnt umber, cerulean blue, ultramarine blue, white and violet--sometimes adding yellow ochre and cadmium yellow light. I apply these mixes wet-on wet, blending as I paint.

acrylic art demo, acrylic painting instruction, wolf, wildlife  art

Step Two

Now I transfer the main lines of the background branches from my sketch to the painting, beginning with the background mixes from step one. I apply washes of both lighter and darker values to soften the edges and slowly build up the foliage forms. Then I use a darker value on the area just to the left of the wolf, and I apply both light and dark values to the areas above and to the right of the wolf's head. In the lower-left corner, I start to add some lighter value "holes" (the negative spaces) to the background.

painting a wolf, wildlife acrylic demo, acrylic painting  instruction, wolf, wildlife art

Step Three

Now I wash in the background lights using a mixture of white, yellow ochre, and orange. I build the lightest areas using white mixed with yellow ochre, cadmium yellow light, and cerulean blue. Then I transfer the facial and fur details from my sketch, painting them with a slightly darker value than the base color; I also build up the eye and nose darks, applying several washes. And I add fur details with a value in between the base color and the darker values.

how to paint a wolf, wildlife acrylic lesson, acrylic painting  instruction, wolf, wildlife art

Step Four

When painting the lightest areas, I use thin washes and slowly build my paint into thicker layers. Then I lay on a darker value to create depth, indicating deeper areas of fur and dark markings. When painting fur, look for clumps of hair as well as color patterns. Fur varies in length and color, and it tends to clump in areas where it is thicker or where it is constantly compressed by movement. Take the time to really see how the clumps overlap, shadow each other, and weave in and out. This will help you paint fur more realistically.

wolf painting tutorial, acrylic art instruction, acrylic painting  instruction, wolf, free wildlife art

Step Five

Now it's time for color washes (see the samples below), which will enhance the wolf and begin changing the overall look of the base color in some areas. I use a lot of water, treating these mixes like subtle watercolor washes. When dry, these colors will look darker than they do when applied, so you must use some restraint when painting them. This wolf is primarily a grayish-white, so I do not want to add too much color to the body.

wolf art, free acrylic art instruction, acrylic painting demo,  wolf, wildlife art
acrylic paint
acrylic paint
acrylic paint
acrylic paint
acrylic paint
acrylic paint
buff + white +cadmium yellow light
burnt umber + cerulean blue + ultramarine blue + white + violet + dab of yellow ochre
more burnt umber + more cerulean blue + more ultramarine blue + white + violet + dab of ochre
burnt umber + ultramarine blue + cerulean blue + violet + dab of buff
burnt umber + cerulean blue + ultramarine blue + white + violet
more burnt umber + cerulean blue + more ultramarine blue + white + violet


Step Six

I establish the eyes with yellow ochre and add a cadmium yellow light wash around the wolf to warm the highlights. Then I paint the next darker value, adding cerulean blue where I want a more grayish-blue and adding more burnt umber where I want more intensity and warmth.

wolf painting lesson, free acrylic art instruction, acrylic  painting demo, wolf, wildlife art


Step Seven

Now I've finished with the darker values. Next I apply yellow ochre washes to the head and chest, sometimes adding burnt umber and cerulean blue. For the eyes, which need subtle washes to make them look more realistic, I also add a tiny bit of white and cadmium yellow light.

wildlife painting lesson, acrylic art tutorial, acrylic painting  demo, wolf demo, wildlife painting lessons


Step Eight

For more contrast, I emphasize the eyes, nose, and ears with a mix of cerulean blue, ultramarine blue, burnt umber, and violet. I start the wash above the eyes and between the ears, continuing over the base of the ear on the left. Next I use thicker paint to construct the darker areas. I continue adding the darker value throughout the wolf's head, applying washes for small changes and several coats of paint to cover really dark areas. Then I mix my darkest value--burnt umber, ultramarine blue, and violet--and apply it ovoer the last wash.

wolf painting demonstration, acrylic art lesson, acrylic painting  instruction, wildlife painting tutorials


Step Nine

With a cerulean blue, yellow ochre, violet, and white mix, I punch up the detail of the fur tips around the eyes, in the cheek and muzzle, and on the chest. Next I use white with a hint of violet to paint the backlit edges, starting with washes and then switching to thick layers of paint. I drag the tip of my round brush into the background to create the finer hair highlights. Next I add the final details, beginning with washes of white tinted with yellow around the left ear. I also paint some darker and lighter fur in the cheek and throat to emphasize contrast. I apply a bluish-purple tint on the nose; then I stroke in the fine, delicate whiskers.

wolf painting, acrylic painting lesson, wildlife painting  tutorials, wolf demo
To see a close-up of the wolf's ears and facial details click here

23 Mart 2010 Salı

İrlanda'nın Drogheda Şehri'nin Ayyıldızlı Amblemi

Osmanlı'nın 5 Gemiyle İrlanda'da Bıraktığı İz...

"Aşağıda imzaları bulunan biz İrlanda Asilzâdeleri, Beyefendileri ve Sâkinleri, Majesteleri tarafından acı çeken kederli İrlanda Halkı'na gösterilen cömert hayırseverlik ve alâkaya en derin minnetlerimizi saygıyla takdim eder ve onlar adına Majesteleri tarafından İrlanda Halkı'nın ihtiyaçlarını karşılamak ve acısını dindirmek üzere cömertçe yapılan 1.000 Sterlinlik bağış için teşekkürlerimizi arz ederiz."



İrlandalılar'ın Osmanlı Sultanı'na Gönderdikleri Teşekkür Mektubu


İrlanda’yı kasıp kavuran kıtlık döneminde, Osmanlı Devleti’nin yaptığı nakdî ve aynî yardımın hatırasına 2006 Mayıs ayında Dublin’e yetmiş mil uzaklıktaki Drogheda şehrinde tören yapılarak, o döneme ait tarihî Belediye Binası'na "Şükran Plâketi" asıldı.



Drogheda Şehri'nin

Ayyıldızlı Amblemi


Yaklaşık iki milyon İrlandalı'nın göç etmesine ve ölümüne sebep olan açlık ve kıtlık felâketi sırasında Sultan Abdülmecid, zor durumdaki İrlanda halkına 10.000 Sterlin yardımda bulunmak istedi. Fakat kendi topraklarına dâhil olan bu bölgeye sadece 2.000 Sterlin yardım yapmayı kararlaştıran İngiltere Kraliçesi Victoria, Osmanlı'nın kendilerinden kat kat fazla bağış yapmasını kabul etmeyerek, İstanbul’daki büyükelçisi vasıtasıyla, Sultan’ın teklifini reddetti ve Osmanlı bağışı -İngiltere'nin isteğiyle- 1.000 Sterlin'e indirildi. Sultan Abdülmecid bunun üzerine İrlanda’ya tahıl yüklü 5 gemi gönderdi. Fakat İngilizler'in Dublin Limanı’na sokmadıkları erzak dolu yardım gemileri, yüklerini Drogheda Limanı’na boşalttı. (1847) Bu dönemde İngiltere ve kıta Avrupa’sı sanayi devriminin getirdiği refah ve zenginliğe rağmen İrlanda’ya yardım etmezken, Osmanlı içinde bulunduğu maddî sıkıntı ve uzak coğrafi mesafeye aldırmadan zor durumdaki bölge insanına yardım etmek istiyordu.



İşte, bu olayın anısına 800. kuruluş yıldönümünü kutlayan Drogheda Belediyesi’nce yaptırılan "Şükran Plâketi", 150 yıl önce Türk Gemicilerin misafir edildiği eski belediye sarayının duvarına (şimdiki Westcourt Oteli'ne) törenle çakıldı.



İrlanda Asilzâdeleri'nin Osmanlı Padişahı'na gönderdikleri ve hâlen Topkapı Sarayı Müzesi arşivinde muhafaza edilen yardım sonrası gönderilmiş Teşekkür Mektubu'nda ise şöyle deniliyor: "Aşağıda imzaları bulunan biz İrlanda Asilzâdeleri, Beyefendileri ve Sâkinleri, Majesteleri tarafından acı çeken kederli İrlanda halkına gösterilen cömert hayırseverlik ve alâkaya en derin minnetlerimizi saygıyla takdim eder ve onlar adına Majesteleri tarafından İrlanda halkının ihtiyaçlarını karşılamak ve acısını dindirmek üzere cömertçe yapılan bin sterlinlik bağış için teşekkürlerimizi arz ederiz."




İrlanda'ya Osmanlı yardımının etkisi öylesine büyük olmuş ki

Şehrin ve ülkenin ünlü futbol klübü Drogheda United'ın simgesinde de ayyıldız kullanılmış.



Drogheda’nın Belediye başkanı Alderman Frank Goddfrey törende yaptığı konuşmada şehir ambleminin Osmanlı hilâl ve yıldızı olduğunu hatırlatarak “Şükran Plâketi'miz, iki ülke insanlarının dostluk sembolü olacaktır ümidindeyim.” dedi. Kıtlık ve Açlık Müzesi müdürü de, Türk Halkı'na ve Osmanlı Devleti’ne minnettar olduklarını vurguladı.

Büyük İrlanda Kıtlığı


İrlanda Tarihi'nin en önemli olaylarından biri olan İrlanda Açlığı, Büyük Kıtlık veya Patates Kıtlığı diye de adlandırılan İrlanda patatesinin zehirlenmesi sonucu ortaya çıkan büyük afette yaklaşık 1 milyon İrlandalı hayatını kaybetmiş ve yaklaşık 2 milyon İrlandalı da çoğunlukla Amerika'ya göç ederek ülkeyi terk etmiştir. 1845'te Amerika'dan sızan (veya sızdırılan) zehirli bir mikroskobik mantar olan Phytophtera İnfestans'ın, ülkenin en temel gıda maddesi olan patates ürününün üçte birini yok etmesiyle başlayan kıtlıkda ertesi yılki kayıp yüzde 80-90'lara kadar ulaştı. Aç halkın tohumlukları da yemesi sebebiyle kıtlık 1847'de zirveye ulaştı. İthal tohumların kullanıldığı 1848'deki mahsulde ise patateslerin yarıya yakını heba oldu. 1849'dan itibaren azalmaya geçen felaket 1851'de sona erdi.





Patates Kıtlığı'nın yaşanmasından sonra başlayan ölümler ve göç olaylarından sonra yaklaşık 8 Milyon olan İrlanda nüfusu bir kaç yıl içinde yaklaşık 5 milyona gerilemiş, Amerika'ya göç etmek zorunda kalıp bir daha vatanlarına dönemeyen İrlandalılar ise geride pekçok hüzünlü hikaye bırakmışlardır.




Acı Gün Dostu


İngiltere Kraliçesi'nin kendi topraklarına dahil bir bölgeye Osmanlı Devleti tarafından yapılmak istenen nakdî yardımı engellemesi ve yardım miktarını onda bire düşürmesi, ibret verici bir olaydı. Buna karşılık, Osmanlı Sultanı Abdülmecid’in muhtemel siyasi gerilimleri ve ulaşım güçlüklerini de göze alarak 4.000 kilometre uzaklıktaki fakir bir ülkeye tahıl yüklü gemiler göndermesi tarih sayfalarında benzerine rastlanmayacak bir alicenaplık örneğiydi.


Evet, Avrupa'nın en batısında, tarih boyunca hiç karşı karşıya gelmediğimiz insanların memleketinde, bizimle ilgili, kitabe diyebileceğimiz bir belge çakılı. Oradaki üç-beş satır, insanlık tarihini anlatan ciltler doluşu kitaba sığmayacak bir mana zenginliği içinde, daha nice asırlar ötesine mesaj verip, ışık tutacak.